Kışın kar yağar, doğaldır. İlkbaharda çiçekler açar. Yaz gelince de ormanlar yanar... Artık nerdeyse orman yangınlarını mevsimlik doğal olaylar silsilesinden saymaya başladık.
Ama ağacın ve ormanın kıymetini, ömrünü onlara harcamış bir insan, Orman mühendisi Kenan Ünaldı, halen "orman" hakkında insanları uyarmaya, ikaz etmeye gayret ediyor.
Kenan bey, "Bodrum orman yangınının düşündürdükleri" başlıklı yazısını kaleme alırken, aynı konuda kamuoyunun dikkatini çeken yazısından dolayı bu hatırayı da Genel Yayın Müdürümüz Kenan Akın ağabeye ithaf etmiş.
Adaşım Kenan Akın''a ithaf "Gazetelerden öğrendiğimize göre, 21 Haziran''da Bodrum ormanlarında çıkan yangının sebebi karayolu kenarına atılan bir sigara izmariti imiş!
50 sene öncesi çalı çırpı ile yangın söndürülen bir dönemde bir izmarit büyük yangınlara sebep olabilirdi. Ama bugün ulaşımda iletişimde bunca teknik imkânlara sahip, araçlı gereçli kadrolu ekipleri olan bir teşkilâta rağmen bir sigara izmaritinden doğan orman yangınını izah etmekte hayli güçlük çekiyorum. Bu vesileyle, ekmeğini yediğim mesleğimi ve yangına şehit veren meslektaşlarımın feragat ve fedakârlığını unutmadan bazı hususlara değinmek istiyorum. Bir orman yangınının felâket haline gelmesinde üç etken vardır: Geç haber. Yetersiz geç müdahale. Rüzgârın şiddeti. Orman yangını ile mücadelenin ilk şartı, gözetleme ile erken haberciliktir. Bu da kesintisiz 24 saat uyanık bir haber ağı ile mümkündür. Masraftan kaçılmayarak araziye konuşlandırılmış, ölü nokta bırakmadan gece-gündüz çalışan böyle bir haber alma ağının, bir sigara izmaritinin sebep olduğu yangını ânında görüp, tespit etmemesi mümkün değildir. Sabotaj da olsa tespit aynıdır. Öyleyse bir sebep aranırken önce, "Haber almada bir boşluk olmuş mu?" sorusuyla işe başlamakta fayda vardır. Bunun da cevabını ilk müdahalede karşılaşılan yangının hacmi ve alevlerin kızgınlığı verecektir. Şayet rüzgârın etkisi olmamışsa, yangının büyük bir alana yayılmış olması, kesinlikle erken ihbarın zamanında yapılmamış olduğunun şaşmaz delilidir. Zamanında ihbarın ardından, ekiplerin etkili erken müdahalesi ise, işin can alıcı noktasıdır.
Bu konuda "yangın ekipleri"nin babası benim. Şöyle ki, 1950 yılına kadar işletmelerde yangın söndürme ekibi yoktu. Bakanlık müfettişi iken, Silifke''de bürodaki memurlarımızın yangın söndürmeye gittiklerini görünce bakanlığa durumu ilettim ve derhal işletmelerde kadrolu yangın söndürme ekiplerinin istihdamını teklif ettim. Bu iş ondan sonra bugünkü hale geldi.
Bodrum yangınında da, böyle yeterli, etkili erken müdahalede bir aksaklık olup olmadığı mutlaka araştırılmalıdır. Böyle bir tespit bundan sonraki olası felâketler için de yararlı olacaktır. Etkili yeterli bir erken müdahale, elbette ki bir yol ağının varlığını gerektirir. İsterse 50 yangın söndürme aracı olsun, bunları alev yerine iletecek yol ağı yoksa, bu araçlar ne işe yarar? Bizim zamanımızda, önlenemez yangınlar için unutamadığım sevimsiz bir deyim vardı: "Orman bitti, yangın bitti!" denirdi. Çünkü yolsuz belsiz alanlar bir tutuştu mu, tamamı yanıncaya kadar beklemekten başka çare yoktu. Yangın ya bir su kenarı ya bir kayalıkta durur, ya da yağmur söndürürdü. Ama bugün öyle mi? Sayılamayacak kadar teknik imkânlar var. Yangın konusunda basında da tereddütler var. Yazarlar kuşkuluydu. Hal böyle olunca, en iyisi bir heyet kurup özellikle şu hususlar açıklığa kavuşturulmalıdır:
"Bir sabotaj ihtimali var mıdır, yok mudur, cevabının dayanağı nedir? "İlk müdahale niçin başarılı olunamamıştır? Bunda rüzgârın etkisi ne derecededir?" "Erken haberde "gözetleme", görevini yapmış mıdır? Gözetleme ağı adet ve teknik açıdan yeterli midir? "Yol ağı sorunu var mıdır?" "Söndürme ekiplerinin çalışma şekli ve organizasyonu başarılı mıdır? Soruların cevapları olumlu ya da olumsuz basına yansıtılırsa sanırım hem meslek hem kamuoyu vicdanı rahatlayacaktır. Temennimiz, yüce Allah tekrarından korusun.

