Kaydet
a- | +A

Emekli tank subayı Zeki Yılmaz''ın hatırasını yayınlamaya kaldığımız yerden devam ediyoruz. Okuyucumuz ve subay arkadaşları 1965 yılında cezaevinde yatmaktadır. Bir gün içlerinden Ömer binbaşının ziyaretçisi gelir. Bu kimse emekli general Trabzon Senatörü Yusuf Demirdağ''dır. Bu general Ömer binbaşıyı oğlu gibi sevmektedir. Okuyucumuz da binbaşıya bu sevginin sırrını sorar. O da generalle olan diyaloğunu anlatmaya başlar...

*** "Komutan benim de Ankara''ya tayinimi öğrenince gülmüş ve demiş ki: "Bravo delikanlıya, demek mücadeleyi seviyor; o halde maça burada devam edeceğiz" Bu arada ben binbaşı rütbesine terfi etmiştim. Yani komutan dürüst davranıp sicilim ile oynamamıştı. Şimdi tüm enerjim ile komutanın davranışlarını gözlüyordum. Her evraka el atıyor, her yazışmayı kontrol ediyordum. Doğrusunu söylemek gerekirse tek bir yanlışına, bana yaptığı özel baskı dışında aşırılığa kaçan hiçbir hareketine rastlamadım. Belki farkında değildim ama içten içe kendisine saygı duymaya bile başlamıştım diyebilirim. Aslında çok iyi bir asker ve babacan bir insandı. Birçok genç subayı bizzat yetiştirip Harp Akademisi''ne göndermişti. Günler böyle geçip giderken Ankara''da 29 Nisan 1960 öğrenci olayları patlak verdi ve sıkıyönetim ilan edildi. Bizim komutan sert mizacı, dirayeti, süratli karar verip uygulayabilme yeteneğinden dolayı birliği ile beraber asayişi sağlama görevi ile görevlendirildi.

Görevi en tarafsız ve gerektiği şekilde başardığından dolayı da darbe hazırlık karargâhının korkulu rüyası ve baş hedefi haline geldi. Derken korkulan ve beklenen gerçekleşti, 27 Mayıs 1960 Askeri Müdahalesi ile hükümet yıkıldı.

Evi kuşatılıp tevkif edilen, ilk bizim komutandı. Darbe için harekete geçmenin ilk işareti "Demirdağ emniyete alındı" idi. Zira sınıf arkadaşı olan K.H.O. komutanı Gnl Sıtkı Ulay, "Yusuf safdışı edilmez ise bu işi başaramayız" diye şart koşmuştu...

Ertesi sabah tümen karargahında herkes sıraya girmiş, bana müjdeler verip övgüler düzüyorlar, komutana da öfke yağdırıyordu. Bu ummadığım davranışı gösterenler beni çileden çıkardı. Dedim ki onlara: -Ayıp be! Hiç mi utanmıyorsunuz? Adam yiğit birisi idi. Senelerdir evine tek bir haram lokma götürmemiş. Hepinize babalarınızın bile yapmadığı iyilikler yaptı. Bir yığın sıkıntınızı giderdi. Gerçi bana çok yüklendi ama ben de onunla husumete girmiştim. Onun yerinde kim olsa aynı şeyi yapardı. O kimseleri gönderdikten sonra, ilk işim tümen kantinine gidip komutanın alış veriş hesabına bakmak oldu. Her dar gelirli memur gibi, yaşantısına ve makamına paralel olarak onun da biraz borcu vardı. Zaten hangimizin yoktu ki? Aybaşında maaşlarımızı alınca kantine borçlarımızı öder ve ay sonuna kadar peyder pey alışveriş yaparak gene veresiye defterlerimizi doldururduk.

İhtiyat akçesi olarak sakladığım paranın bir bölümü ile komutanın kantin borcunu ödedim. Kalanı ile de tahmini olarak bir aylık erzak alıp filelere doldurdum. Emrimdeki araba ile komutanın kirada oturduğu eve gittim.

Çaldığım kapı telaş ile açıldı. Fakat karşısında beni gören komutanın hanımı dondu kaldı. Zira eşi ile olan mücadelemizi biliyordu. Tabii en korktuğu da benim fırsattan yararlanmam ve gelip kinimi kusmam idi...

Hemen saygılı ve nazik bir ses ile "yenge" dedim. "Ben Binbaşı Ömer Tekebaş. Komutanımın evlatlarından biri olduğumu ve size her türlü hizmeti sunmaya hazır olduğumu arz etmeye geldim. Gerçi aramızda bazı olaylar oldu, ama bu her baba oğul arasında olur. Ben de biraz haşarı evlat idim doğrusu. Şimdi size bu erzakı getirdim, lütfen kabul edin. Buradan da komutanımı ziyarete gideceğim; kendisine çamaşır, pijama, terlik vs. gibi göndereceğiniz şeyler varsa hazırlayın onları da götüreyim" dedim. "Hiç korkmayın, O çok dürüst namuslu ve mert bir insandır. Allah''ın izni ile kısa zamanda evine ve görevine dönecektir. Ben burada arabada bekliyorum; paket hazır olunca haber verirsiniz" diyerek kapıdan geri çekildim.

Devamı yarın

ÖNE ÇIKANLAR