Bugün, bir şehidimiz uğruna, ailesi tarafından kaleme alınmış duygulara yer veriyoruz. Hamlı ailesi, oğulları şehit olalı sekiz yıl olmasına rağmen daha dün gibi yaşıyorlar aynı acıyı... İlhan, 1981 yılı mezunu istihkam astsubayları arasında, and içerken henüz 17 yaşını bitirmemiş, çakı gibi, mavi gözlü bir askerdi. Narlıdere''de içtiği kutsal anddan sonra, Türk Ordusu''nda nöbeti devralmış, küçük rütbeli teknisyen bir astsubaydı. Askerlik mesleği özveri ve fedakarlık istiyordu. Üzerine düşen her görevi kanun ve nizamlara bağlı kalarak, askeri disiplin içerisinde yaptı. Hiçbir zaman TSK''ya leke getirecek bir oluşumun içerisinde olmadı. Atatürk ilke ve inkılapları ışığında yaşamını yönlendirdi. Her asker gibi onun da yerleşik bir hayatı olmadı. Evlendi, bir kızı oldu. Askerlik hayatı boyunca, birgün tekrar dönmeyi hayal ettiği ve çocukluğunun geçtiği yer olan Samsun''un onda çok özel bir yeri vardı.
Hiçbir zaman kimseyi incitmedi. İnsanları etnik kökenlerine ve cinsiyetlerine göre ayırmadı. Kimseye kin ve garez beslemedi.
Günlerden Cumartesiydi. 18 Nisan 1992 akşamı TRT-1 televizyonu ana haber bülteninde "Doğubeyazıt-Iğdır karayolunda kurulan hain pusuda 4 astsubay şehit oldu" haberini verdi. İşte o an İlhan astsubayın baba evinde kıyamet koptu. Ama asıl kıyamet Pamuk geçidinde 4 astsubayın şehit edildiği yerde saat 16.30 sularında kopmuştu. Terörist örgüt, o dört güzel vatan evladını, acımasızca ve vahşice kurşuna dizmişlerdi. Hiçbir şeyden habersiz, özel otoları ile seyir halindeki, sivil kıyafetli o dört güzel askeri, sadece asker olduğu için öldürmüşlerdi. Başka hiçbir suçları yoktu.
İnsan hakları savunucuları, bu vahşi olay karşısında hep tepkisiz kaldılar? O yürek yakan gün, İlhan Astsubay, Doğubeyazıt''tan kızı Pınar için aldığı oyuncakları, kızına kendi elleriyle teslim edemedi. Terörist hainler, küçük bir kızın oyuncaklarını da vicdansızca kırdılar. Pınar''ı dayanılmaz acılara mahkum ettiler.
Ertesi gün Pınar''ın kırık oyuncakları, babası İlhan astsubayın bayrağa sarılı tabutuyla birlikte getirildi. Babanın mavi gözleri, sanki kızına kavuşamadığı için açıktı. Cenaze, önce Kars''a getirilmiş, geceyi Kars Devlet Hastanesi morgunda geçirmişti. Daha sonraki gün İlhan astsubayın cenazesi, bayrağa sarılı tabuta konarak, çinko kaplı buz gibi tabutta geldi. Ama Samsun''da kendini bekleyen kızına birşeyler söyleyemiyordu. Çevredekilerin gözyaşları içerisinde, biricik kızından konuşamadan ayrılıyordu. Bu ayrılık bir mecburiyetti. Öyle bir mecburiyet ki, ne kendisi artık burada kalabilir, ne gittiği yere kızını beraberinde götürebilirdi. Çünkü o artık şehit olmuştu. O şimdi, Samsun''da kara toprağın bağrında yatıyor. Ama ondan boşalan yerde onun gibi nice aslanlar nöbeti devralmış bekliyorlar. Arkadaşları tıpkı onun gibi, vatanımızın ve milletimizin bölünmez bütünlüğü uğrunda, sonsuza dek gönüllü nöbetinde onurlu ve çakı gibi bir askerlik yapıyor.
Tesellimiz şehit olmaları ve onların yerine yeni gençlerimizin gözlerini kırpmadan göreve koşmaları. Ama şunu da belirtelim ki, hiçbir şey yüreğimizi yakıp kavuran hasret acımızı dindiremez. Bu acının sıradan bir acı olmadığını ancak yaşayan bilir... Başkası bilemez, anlayamaz... Bu acının hiçbir tarifi yok. Dayanmak kolay değil. Bu acının pes edeni çok. Sevgili şehitlerimiz!.. Sevgili, İlhan, Naci, Mustafa, ve Erkan Astsubayım!.. Sizler, "Vatan Sağolsun" demeyi görev bildiniz. Ama sizler hak etmediğiniz vefasızlıklarla karşılaştınız. Yine de kimseye kırılmadınız. İçimize sindiremediklerimizi içinize sindirmenizi beklemiyoruz. Şehit oluşunuzun 8. yılında sizleri özlemle, hürmetle, saygıyla, hiç dinmeyen tarifsiz acımızla anıyoruz. Can vermenize sebep olanları da şiddetle lanetliyoruz." Annen Bedriye, Baban Ahmet, Ağabeyin Ayhan ve bütün sevenlerin... Vatan Sağolsun...

