Kaydet
a- | +A

Bülent Gümüş''ün gönderdiği maildeki hatırasıyı yayınlamaya kaldığımız yerden devam ediyoruz. Yedi yıl önce bizzat bana gelerek anlatılan bir hatıra, köşemde yayınlanıp, ardından "Dövme Bayrak" adıyla TGRT''de film olarak yayınlandıktan yıllar sonra, bir okuyucu tarafından internette yayınlanıyor, oradan da Bülent Gümüş bu hatırayı yayınlanması dileğiyle bize gönderiyor... ABD''de doktor olarak görev yapan Ömer Musluoğlu, kan almak için bir hastanın kolunu açar. Açmasıyla birlikte şok olur! "İhtiyarın kolunda dövme şeklinde bir Türk bayrağı vardı. Bu çok ilgimi çekti. Kendisine sormadan edemedim: -Bu bayrak ne? Umursamaz bir halde, eliyle "Boşver, uzun hikaye" der gibi yaptı. Ama onun umursamaması değil, benim merakım önemliydi. Dedim ki: -Siz Türk müsünüz? İlgisiz bir şekilde kaşlarını yukarı kaldırarak "hayır" anlamında işaretle cevap verdi. Konuşmaya bile lüzum görmüyordu. Çünkü onun derdi ona yetiyordu. Ama ben hâlâ merak içindeydim. Amerika gibi bir ülkede, bir yaşlı ABD vatandaşının kolunda bir Türk bayrağı motifi görmek nasıl heyecanlandırmazdı beni? -Peki bu kolunuzdaki Türk bayrağı nedir? Bu kez mırıltı halinde cevap verdi: -Aldırma, işte öylesine bir şey. Doğru ya... Onun içinde fırtınalar kopartan o bayrağın, bir ABD''li doktora anlatılması mümkün müydü? Tabii mümkün değildi. Ama benim Türk olduğumdan haberi yoktu. Dedim ki: -Ama bu bayrak benim için çok önemli.

-Neden? -Benim milletimin bayrağı o. -Bir an göz göze geldik. Kaşlarını çatarak beni tanımak ister gibi baktı. Sonra açılmış gözleriyle heyecan içinde sordu: -Sen Türk müsün? -Evet Türk''üm. Bir an öylece kalakaldı. Gözlerime bakarken, hatıralara uzanan dehlizlerde gezindiğini görür gibiydim. Tanıdık bir göz arar gibiydi. O an öyle olmuştuk ki, o hastalığını ben doktorluğumu unutmuştuk... Ben olayın sonunu beklerken, o da galiba bu yaşlı halinde, bu hasta zamanında, bu genç insana yıllar önce yaşadığı cehennem günlerini nasıl ve nereden anlatmaya başlayacağını düşünüyordu...

Kanını alıp laboratuvara gönderdikten sonra heyecanla oturdum yatağının kenarına. Bir uslu çocuk gibi ağzının içine baktım bu meçhul ihtiyarın... Acıyla karışık yutkundu ve anlatmaya başladı: Yıl 1915... Sen hatırlamazsın o yılları... Çanakkale diye bir yer var Türkiye''de... Orada Türk milletine karşı savaşmak üzere bütün Hıristiyan devletlerden asker topluyorlardı. Bakma ABD''de yaşadığıma, ben Anzak''ım. Avustralyalıyım yani. İngilizler o zaman bizi toplayıp dediler ki: "Türk adıyla bilinen barbar bir millet var. Bunlar tüm Hıristiyan dünyasına savaş açmışlar. Yakıp yıkacaklar. Bütün dünya o barbarlara karşı cephe açmış durumda. Birlik olup bizler de üzerlerine gideceğiz. Bu savaş çok önemlidir." Biz de inandık bu sözlere. Savaşa katılanlar arasında yerimizi aldık. Bizi gemilere doldurup hareket ettiler. Meğer İngilizler topladıkları askerlerin tamamını Çanakkale''ye sevk ediyorlarmış.

Bizi gemilere doldurup Mısır''a getirdiler. Orada birkaç ay atış talimi gördük. Ordan bizi alıp Çanakkale''ye getirdiler...

İhtiyar Anzak, hastalığını unutmuş, tekrar o günleri yaşar gibi olmuştu. Benim ise kalbim duracaktı nerdeyse... Devamı yarın

ÖNE ÇIKANLAR