Kaydet
a- | +A

Mektubuna, "Anlatacağım olaylar, bir ailenin nasıl parçalandığı ile ilgilidir" diye başlamış, 1970 Afyon doğumlu Ahmet isimli okuyucu.

"1970/2 tertip olarak askerliğimi Kıbrıs''ta yaptım. Askerde iken ailem bana bir kızdan söz etti. Askerlik dönüşü onunla evlenebileceğimi söylemişlerdi. Memleketime izne gelince kızla nişanlandım. Buraya kadar herşey normaldi. Ta ki iznim bitip birliğime dönünceye kadar. İzin bittikten sonra birliğime döndüm. Yaklaşık bir ay geçmeden nişan bozulmuş. Bu haberi duyunca şok oldum. Memlekete bunun sebebini sordum. Aldığım cevap bir genç için en acı haberdi.

"Nişanlın, senden önce bir başka genç ile kaçmış. Dolayısıyla böyle biriyle evlenilmez. O yüzden biz nişanı attık." Bu bir söylenti. Doğru olup olmadığını kimse bilmiyor. Annemler de, yıllar önce yaşandığı söylenen bu olayın dedi kodusu üzerine nişanı bozmuşlar. Diyeceksiniz ki bu durumu kıza sormamışlar mı? Sormaya gittikleri gün kızı evde bulamıyorlar. Başka gün de, böyle bir söylenti çıktığına göre araştırmaya bile değer bulmuyorlar. Askerlik sonrası ilk işim kızın ailesiyle görüşmek oldu. Onlar bu işe dedi kodu diyorlardı. İnanmıştım sözlerine. Ne var ki ailemi ikna edemiyordum. Altı ay yalvardım ailemi razı edip de nişanı yenileyemedim. Kızdan da vaz geçemiyordum. Sonunda bizden bir haber alınamayınca kızı, o dedi kodusu çıkan oğlana nişanladılar. Şimdi işe bakın. O oğlan da o sırada başka bir ilde askerliğini yapıyor. Kız ise bana mektup gönderiyor: -Ben onunla evlenmek istemiyorum. Ne olur beni kaçır. Sanki herşey tersine dönmüş gibi. Dün benim nişanlımdı. Ben askerdeydim, o oğlanla adı çıkmıştı. Bugün o oğlanla nişanlandı. O oğlan askerde, bana "kaçalım" diyor.

Siz olsanız ne yaparsınız bilemem ama, ben kızı kaçırdım. Hemen nikah düğün yaptık. Çok geçmedi, 6 ay sonra da ailesiyle barıştık. Herşey yoluna girmişti... Ben, eşimi ailemin yanına bırakarak başka yere çalışmaya gittim. Yeni evli olmama rağmen çalışmak zorundaydım. Ama 15 günde bir gün gelip gidiyordum evime. Bu böyle iki sene devam etti. Bu arada bir kızım dünyaya geldi. İki yıl sonra evimi, iş yerime yakın bir köye taşıdım. Orada da yaklaşık üç yıl kadar kaldım. Derlerdi de inanmazdım. "Su uyur düşman uyumazmış." Nasıl mı? Benim, elinden kaçırdığım nişanlısını o eski nişanlısı unutamamış. Ondan vazgeçmemiş. -Eee, vazgeçmemiş de ne yapmış? Araya sora izimizi bulmuş ve eşimi görebilmek için yolun üzerinde araba bekler gibi sık sık gelip beklemiş. -Peki eşimin bundan haberi var mıymış? -Varmış ama eşim bana bunlardan hiç bahs etmemiş. Yalnız bir keresinde şöyle bir olay oluyor. Dolmuş durağında eşim araba beklerken, uzaktan akrabası olan, hem de annesinin kapı komşusu olan kadın gelip diyor ki: -Eğer eşinden memnun değilsen, eski nişanlın seni kabul edebileceğini söylüyor.

Eşim bu olayı akşam eve gelince bana anlattı. Şimdi benim hatalarım burada başlıyor. Ben kavgacı bir insan olmadığım için, "Bu olay burada kapanır" düşüncesiyle hiçbir şey yapamadım. Yaklaşık 6 yıl çalıştıktan sonra işi bırakıp, elimde ne var ne yok satıp kendi memleketime iş yeri açtım. Tabii ki banka kredisiyle. Bir ekonomik kriz oldu ve işyerini kapatmam 6 ayı geçmedi. Zararım birbuçuk milyar lira... Eğer biraz devam etseydim ya kalpten ölecektim ya da felç olacaktım.

18 Nisan seçimlerinden sonra belediyede işe başladım. Bu arada dükkan varken, ne eşimle ne de kızlarımla ilgilenebilmiştim. İşlerimi düşünmekten deli olmak üzereydim. Tabii ki eşim benden görmeye alışık olduğu ilgiyi sevgiyi hiç göremedi. Yüzüm gülmediği için içimden hiçbir şey gelmiyordu.

Bu arada peşimizi tam on yıl hiç bırakmayan eşimin eski nişanlısı, kaç defa eşimi ben olmadığım zamanlarda aramış, rahatsız etmiş. Derken üstüne üstlük tam evimizin dibinde çalışmaya başlamaz mı. İş yerindeki telefonum eve nakledildiği için telefon numarasını da biliyor. Şimdi ayıkla pirincin taşını... Devamı yarın

ÖNE ÇIKANLAR