Kaydet
a- | +A

Hoca Nasreddin''in kazan fıkrasını bilirsiniz. Hoca bir gün komşuya gidip emanet kazan istiyor. Birkaç gün sonra komşunun emanet kazanını verirken şimdiki deyimle bir de promosyon kazan veriyor. Komşu şaşırıyor: -Hocam bu ne? -Senin kazan doğurdu. "Fazla mal göz mü çıkarır" diyen komşu, gevrek gevrek gülerek iki kazanı da alıyor. Aradan birkaç gün geçiyor, hoca yine kazan istemeye gidiyor. Komşu hiç ikiler mi? -Aman hocam buyurun, istediğiniz kazan olsun. Hoca kazanı alıp gidiyor. Nasıl olsa geri gelirken yanında bir kazan daha gelecek. Malum, aradan zaman geçiyor. Ne gelen var ne giden. Komşu telaşlanıyor. Süklüm püklüm hocanın kapısına dayanıyor: -Hocam. -Efendim? -Hani sizde, bizim emanet bir kazanımız vardı ya. Hoca sakalını sıvazlıyor: -Haa o mu? O sizlere ömür öldü. Komşu şaşkın, soruyor: -Aman hocam nasıl olur? Hiç kazan ölür mü? Bu kez taşı gediğine koyma sırası Hoca''ya geliyor: -Bre köftehor, kazanın doğurduğuna inanıyorsun da öldüğüne neden inanmıyorsun...

Ankara-Balgat''tan yazan, rumuz "Çile"nin yazdığı hatıra, doğrusu Hoca''nın fıkrasına taş çıkartır cinsten.

Bir sabah apartmandaki bir komşusu çalıyor okurumuzun kapısını. Pek sık görüşmedikleri bir kadın. Ama apartman sakinlerinden biri olduğunu iyi biliyor. Kadın diyor ki: -Komşu akşama misafirlerim gelecek de, bana bir dürdüklü tencere lazım. Varsa emanet verebilir misin? Rumuz Çile, şöyle bir düşünüyor. "Vermem" dese yazık, kadıncağızın misafiri gelecek. Durduk yerde neden sıkıntıya düşsün. Verse, bu kadının huyu suyu nedir? Bir süre kararsız kalıyor. Ama nihayetinde tencereyi veriyor. Komşu teşekkür ederek düdüklü elinde yel yaprak merdivenlerden inip kayboluyor.

İki üç gün sonra, "Çile"nin aklına geliyor tencere. Diyor ki, "Yahu bu kadın üç gündür niye getirmedi tenceremi? Unuttu mu acaba? Ama evdeki yabancı tencere unutulur mu? Hemen fark edilir. Dur gidip bir hatırlatayım." Tam böyle düşünüp kapıya yönelirken, dairenin zili çalıyor. Bir de bakıyor ki tencereyi emanet alan komşu elinde tencere ile çıkagelmiş. Bu durumda yaşanan duyguları bilirsiniz. Kendi kendine, "İyi ki gidip istememişim. Yoksa ayıp olacakmış" diyerek tencereyi alıyor.

Karşılıklı jestleşmeler ve teşekkürlerden sonra komşuyu yolcu eden Çile, tenceresini alıp mutfağa yöneliyor. Tam tencereyi rafa koyacakken bir de ne görsün: -Aaa, bu tencere benim değil. Bir acaip oluyor kadıncağız. Bu nasıl iş anlamıyor. Sonra epey bir yorum yapıyor kendi kendine: "Bu ne biçim tencere? Hem ben ona düdüklü vermiştim. Bu nasıl yanlışlık böyle?" Varıp çalıyor kapısını. Durumu anlatmaya çalışıyor. Daha birkaç kelime söylemeden, kadın ne dese beğenirsiniz? -Eyvaah, ben ne yaptım? Hale hanımın tenceresiyle sizinkini karıştırdım. Ne olur kusura bakmayın, ben şimdi gider değiştiririm.

O akşamı iple çekiyor Çile. Nihayet akşama, kendi düdüklüsü geliyor. Bu arada komşusunun ne olduğunu da öğreniyor. Meğer kadın, hayatı boyunca hep ondan bundan tencere tabak ne aklınıza gelirse emanet eşya almayı adet edinmiş. Öyle çok kapıdan tencere ister hale gelmiş ki, hangi tencere kimin tenceresi karıştırır olmuş. O bakımdan onu gören komşuları yolunu çevirir olmuşlar.

Nasreddin Hoca olsaydı, "E bu kadarına da pes doğrusu " der miydi acaba?

ÖNE ÇIKANLAR