Kaydet
a- | +A

Dünkü yazımızda, gelinine veya damadına, ya da ne bileyim gelini sebebiyle oğluna veya oğlu sebebiyle gelinine takan ana babalara yöneltmiştik sitemlerimizi.

İşte bütün bu duygulara sebep olan yazı. Rumuz, "Huzurum olacak mı, gülüm geri dönecek mi?" başlığıyla bize faks gönderen bir okurumuzun yaşadıkları aslında fındık kabuğunu doldurmayacak şeyler. Ama neticede, dağılmış veya dağılmaya yüz tutmuş bir yuva var. Bu üzülmeye yetmez mi? "Köşenizde çıkan, "Beyaz gelinliğim olacak mı?" yazısını okudum ve etkilendim. Dertsiz olan insan yok galiba bu dünyada... Benim yaşadıklarım da biraz buna benziyor. Onbeş sene evvel görücü usulüyle sözlenip, nişanlandım ve evlendim. Evleninceye kadar da nişanlımla şöyle bir kere olsun yalnız kalıp doğru dürüst konuşamadım. Hani huylarımız birbirine uyacak mıydı? Birbirimizi sevebilecek miydik? Bunları bilmiyordum. (Bakın böyle olmasına rağmen bu iki genç ileride birbirini sevecekler. Ah onları birbirinden habersiz evlendirmelerine rağmen, onların arasına giren aileler olmasa) Evlendik... Ama nedense, ailemin maddi durumu iyi olduğu halde, onlar istemedi diye birkaç günlüğüne de olsa balayına çıkamadık. Neymiş efendim, böyle şey mi olurmuş? Kendileri görmediler ya, bizden de esirgiyorlar. Haydi onu esirgiyorlar, bari kendi zamanlarında kendilerine uygulanan alışkanlıkları, onlar da bize uygulamaya kalkmasalar. Daha beş günlük evliydim. Babam ne dese beğenirsiniz. -Gel bakalım seni bahçeye götüreyim de, gezersin. Hem karın senden ayrı kalır da seni özler. Bizim bahçede yapacak herhangi bir işimiz de yoktu. Neymiş efendim, maksat biraz ayrı kalmakmış. Beş günlük hanımın özlemesi mi olur? Ondan biraz ayrı kalması mı? Bu ne biçim âdet anlamadım. Daha buna benzer ne uygulamalar... Cahillik parayla değil ki... İnanın evleneli onbeş sene olmasına rağmen, babamlar izin vermediği için ayrı ev olamadım. Olamadığım gibi, babamın yanında haftalık denilen harçlıkla ev geçindiriyordum.

Ama mutluyduk. Eşim bana karşı saygılıydı. Ben de kendisini sevmiştim. Birgünden bir güne dönüp de, "Şunda şu var, bunda bu var" gibi benden bir istekte bulunmadı. Kimseyi kıskanmadı. "Bana şunu al!" diye başımın etini yemedi. Bu konularda eşimden çok ama çok memnundum. Evet karı koca arasında ufak tefek atışmalar olmuyor muydu? Oluyordu ama bu evliliğin tadı tuzudur. Herkeste olabilir. Geçim sıkıntısıyla biz erkekler dışarıda stres depoluyor geliyor onu evde hanımdan çıkartıyoruz. O konuda da kendimi suçluyorum. Gelelim benim çileme...

Efendim, ailemle beraber serbest bir ticaret işi yapıyorduk. Ama evli barklı bir insan olarak aldığım "haftalık" harçlık gücüme gidiyordu. Babam ve büyük kardeşim rahat ve huzur içinde yaşıyor, ben ise sıkıntı çekiyordum. Bu da beni huzursuz ediyor, bu huzursuluk ailemle tartışmalara neden oluyordu. Aslında hanımlar söyler, "Onda var da bende niye yok?" diye. Ama bizde tam tersi. Babam ve ağabeyimin rahatlıkları beni rahatsız ediyordu. Üçümüz de aynı işi yaptığımız halde, herşey ortak olması gerekirken, hem kendileri alıyor, hem ben söz söyleyince beni kıskançlıkla suçluyorlardı.

Nasıl mı? Diyelim bir televizyon sehpası alacağım. "Vay efendim o şöyle iyi değil, bu kadar para verilir mi?" gibi sözlerle almıyorlar. Aradan çok geçmeden bir benzerini ağabeyim alıp evine götürebiliyordu. Bu her konuda böyle oluyordu. Ben genç olmam sebebiyle yeni yeni şeyleri görüp beğeniyordum. Ama onlar benim bu zevkime engel olup, o zevki kendileri tadıyorlardı. Biri kız biri oğlan iki çocuğum var. Ama bu tür sudan sebepler yüzünden yaptığımız kavgalar sonucu, eşimden üç defa ayrıldık. Birinde 13 gün, ikincisinde 1 ay, üçüncüsünde ise 9 ay. Her defasında babam eşimi alıp baba evine götürüyor, ben araya aracılar koyarak rica minnet çağırıyordum. Ama her geri gelişinde babam kızıyor, bana demediğini bırakmıyordu: -Ben götürüp bırakıyorum, sen bana sormadan alıp getiriyorsun!" Devamı yarın

ÖNE ÇIKANLAR