Kaydet
a- | +A

“Evet öğretmenim, buğday günü!" Şaşırmıştım. "Buğday günü mü? O da ne demek?"

Bitlis Hizan'dan Kütahya'nın Şaphane ilçesine bağlı Karakür Köyü'ne uzanan yolculuğum, sadece coğrafi bir değişimden ibaret değildi; aynı zamanda içimde taşıdığım umutların, ideallerin ve belirsizliklerin de yolculuğuydu. Takvimler 1990 yılını gösteriyordu. Genç bir sınıf öğretmeni olarak atanmış, valizim elimde, yüreğimde heyecanla bu yeni hayata doğru adımlıyordum.

Karakür, adı gibi kendi hâlinde, toprağın kokusunun havaya sindiği, zamanın daha yavaş aktığı bir yerdi. Okul, köyün biraz dışında, etrafı kavak ağaçlarıyla çevrili, küçük, mütevazı bir yapıydı. İçeri adım attığımda, tahta kokusu ve eski tebeşir tozunun buruk kokusu karşıladı beni. Benimle beraber üç öğretmen arkadaş daha vardı okulda. Müdür odasında, güler yüzlü meslektaşım, okuldaki iki ve üçüncüsü sınıfları bana verdiğini söyledi.

"Hocam, köyümüze hoş geldiniz. Sınıflarınız hazır" dedi. O an, üzerimdeki yorgunluğun yerini tatlı bir telaş ve büyük bir sorumluluk hissi aldı...

İlk günler, köyün sessizliğine, yabancılığa alışma çabasıyla geçti. Sabahları horoz sesleriyle uyanıyor, köyün dar ve tozlu yollarından okula yürüyordum. Köyün insanları, ilk başta çekingen de olsalar, kısa sürede samimiyetlerini gösterdiler. Kahvelerde sohbetler, tarlalarda çalışanların uzaktan selamlaşmaları, evlerden yükselen yemek kokuları... Karakür, yavaş yavaş içime işlemeye başlamıştı.

En çok da öğrencilerimle kurduğum bağ... Gözlerindeki pırıltı, öğrenme hevesleri, beni kendilerine daha da yakınlaştırdı. Derste anlattıklarımı can kulağıyla dinleyen, teneffüste oyunlar oynamak için etrafımı saran bu çocuklar, kısa sürede benim için sadece öğrenci değil aynı zamanda bu yeni dünyadaki en yakın dostlarım oldular. Onlarla birlikte, içimdeki idealin ateşi daha da büyüdü...

Bu köyden daha önce hiç kimse parasız yatılı okulu kazanmamıştı. Karakür'den parasız yatılı bir öğrenci kazandırmak, sadece benim değil, çocukların ve ailelerinin de hayalini süslüyordu. Bu hedefle, derslerimi daha bir şevkle anlatıyor, her bir öğrencinin gözündeki ışığı yakalamaya çalışıyordum.

Sınıfta ders işlerken, bir gün çocuklardan biri heyecanla:

"Öğretmenim, buğday günü olacak, çok güzel olur!" dedi. Diğerleri de hemen onu onayladı:

"Evet öğretmenim, buğday günü!"

Şaşırmıştım. "Buğday günü mü? O da ne demek?" DEVAMI YARIN

Ünal Bolat'ın önceki yazıları...

ÖNE ÇIKANLAR