Bir mübarek zâtın ifadesi bu. Kelime kelime yazıyorum: "Güneş hem çamaşır yıkayan adama, hem de çamaşırlara, aynı şekilde, parlamakta iken, adamın yüzünü yakıp karartır, çamaşırlarını ise beyazlatır. Bunun gibi, elmaya ve bibere aynı şekilde parladığı halde, elmayı kızartınca tatlılaştırır. Biberi kızartınca acılaştırır. Tatlılık ve acılık hep güneşin ışıkları ile ise de, aralarındaki fark güneşten değil kendilerindendir. " İşte bu sözü her zaman yeri geldiğince misal vermişimdir. Şimdi size ismi mühim olmayan bir kişiden bahsedeceğim.
O''nunla biz yıllarca oyun arkadaşlığı yaptık. Birlikte okula gittik. Birlikte aynı okullardan mezun olduk. Daha sonra ben, aynı üniversitenin bir fakültesinde, o diğer bir fakültesinde öğretim üyesi olmuştuk.
Öğrencilik yıllarımda, hem okuyor hem de ailemin geçimini temin ediyordum. Şimdiki gibi ekmek elden su gölden yok! Hem çalışacağım hem okuluma devam edeceğim.
Bir eczanede iş bulup çalışmaya başladığım yıllardı. Bundan yaklaşık otuz sene evvel... Babamın bana kesin vasiyeti var. Şöyle ki: "Ne olursa olsun, hangi şartta olursa olsun, asla namazını terk etmeyeceksin! " Çok şükür babamın vasiyetini yerine getirdiğim gibi ayrıca, eczanede vaktim müsait olduğu zamanlarda da Kur''ân-ı kerim okuyordum. Bu çocukluk arkadaşım ara sıra yanıma geliyor, oturup sağdan soldan öğrencilikten falan bahsediyorduk. . .
Yine birgün yanıma geldiğinde laf lafı açtı. Kur''ân-ı kerimin okunmasından, hürmet gösterilmesinden bahsedildi... Bu kişi birden bire pat diye ne konuştu biliyor musunuz? -Ben ömrümde asla gusül abdesti almadım. Almaya da inanmıyorum! Buna rağmen istersen getir o kitaba elimi süreyim, tutayım O''nu...
O anda öyle bir celallendim, öyle bir öfkelendim ki, tarif edemem. Hiç kimseye kızıp sinirlenmek, âdetim olmadığı halde, ayağa kalkıp suratına haykırdım:
-Defol sersem! Senin insanlığın da arkadaşlığın da yerin dibine batsın! Bir daha pis yüzünü görmek istemiyorum! O çıkış gitti... Ama ben hâlâ sinir ve öfkeden zangır zangır titriyorum... Nasıl olur da bir insan bu kadar kaba ve edepsiz olabilir? Üstelik konuştuğu kişi, yıllarca beraber olmuş arkadaşı... Bırakın arkadaşı, yedi kat yabancıya dahi bu derece çirkin söz söylenmez... O zaman hatırıma yukarıdaki mânâlı sözler geldi... Öyle değil miydi ya? Bu edepsiz insan ile biz aynı mahallenin çocuklarıydık. Aynı memleketin havasını teneffüs etmemiş miydik? Aynı memleketin suyunu içmemiş miydik? Aynı memlekette ekilip biçilen buğdayın unundan yiyip, aynı okullarda eğitim görmemiş miydik? Kısaca beden olarak ikimiz de aynı iklimin aynı dünyanın çocukları değil miydik? Öyleydik... Fakat ben hergünün akşamı, "Bugün Allah için ne yaptım?" diye nefsimi hesaba çekerken, O, yerlerin ve göklerin yaratıcısına düşman olduğu gibi, kendi sözünü dinleyenlere de düşmanlık aşılıyordu... Hikmetinden sual olunmaz ya Rabbi... Ve aradan yıllar geçti... Ben kendi hocalarım ve öğrencilerimin ısrarla rica etmeleri yalvarmalarına rağmen, kendi isteğimle, üniversiteden ayrıldım. O ise öğretim üyeliğine devam ediyordu. Ama kendisiyle uzaktan yakından bir irtibatım kalmamıştı... Yüce Allah, kendisine düşman olduğu gibi, bir de başkalarını yoldan çıkartmayı gaye edinmiş bu adamın cezasını, daha dühyada iken rezil rüsvay ederek verdi.
12 Eylülün olduğu yıllar. Herşey, bürokrasinin hantal bedeninde yüzüstü iken, sıkıyönetim, sosyal hayata bir disiplin ve cevvallık getirmişti. Her alanda olduğu gibi üniversitelerde de en ufak bir kötü niyet tesbit edildiğinde, sorumlularına ağır cezalar veriliyor... Böyle bir zamanda, bakın o kişinin hareketine...
Üniversitede, kendi fikirlerini empoze etmek istediği birkaç körpe dimağın imtihan kağıtlarında başarısız olduklarını görüyor bu kişi. Ve hak etmedikleri halde, o öğrencilerin yazılı kağıtlarında değişiklikler yaparak onlara geçer not vermeye gayret ediyor. Bu işi yaparken, suçüstü yakalanmasın mı? Sıkıyönetim bu... Kimseye ayrıcalık tanır mı? Derhal hakkında soruşturma açılıyor. Kısa zamanda neticeleniyor takibat... İşte verilen karar: "Görevini kötüye kullanmak ve sahtekarlık suçundan, ünvanlarının geri alınması ve tutuklanmasına... " Öğretim üyeliği de böylece son bulduğu gibi, yıllardan beri uğraşıp didindiği emekler de bir çırpıda ziyan olup gidiyor. Tıpkı kendisi gibi... Yüce Allah nelere kadir değil ki...

