Şimdi belki ne demek istiyor bu iki satır diye anlamsızca okuyan gençlerimiz de olacak ama, dilini anlamasanız da bana inanın çok hoş iki satır bu.
"Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi, Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi..." Ne yapalım dilimiz de Marmara depremi gibi sürekli kaydıkça kayıyor... Bir dönem bir dönemi tercüman aracılığıyla anlıyor. Neyse biz konumuza dönelim. Bu iki satır şiirde şair demiş ki, "Şu dünyada en görkemli şey devlet olmak." Çünkü şair Sultan Süleyman, o zaman dünyada Clinton''dan daha muhteşem bir yönetici. Ondan daha görkemli, ondan daha muteber yani itibarlı kim var? Bu sözün ardından da eklemiş koca sultan; "Ama bu sultanlık bile, sağlıklı olmanın verdiği mutluluk kadar olamaz. Sağlıklı kalmak bir nefeslik bile olsa." Geçenlerde kendisini ziyarete gittiğim değerli ağabeyim, kıymetli insan Bayram Dalay bu iki satırı söylüyordu bana. Üç ay öncesi bir kalp krizi geçirmiş ve yoğun bakıma alınmıştı çünkü.
Kalp krizi geçiren nice insan var. Ama yaşadıklarını daha sonra günlük olarak not eden azdır sanırım. Bayram ağabey işte bunlardan biri. İşte bu sebeple size "bir nefes sıhhat" mücadelesi veren bir insanın o mücadelesini ve hayata bağlanma azmini kendi kaleminden sunacağım.
"16 Mayıs 2000 Bugün benim doğum günüm... Oysa ben Acıbadem Hastanesi''nde koroner yoğun bakım ünitesinde yoğun bakımdayım. Yıllar sonra, hem de doğum günüme denk gelen bugünde tekrar mı doğdum diye düşünüyorum. 16 Mayıs 2000 saat 20.30''du. Göğsümde dayanılmaz bir sancıyla ve soğuk terler dökerek, yattığım yerden fırladım. O dayanılmaz sancı ile birlikte, kendimi evden dışarı atıyorum. Yeğenim Burak''ın getirdiği taksiye biniyoruz. Şoföre: "Dörtlüleri yak ve beni Acıbadem Hastanesine yetiştir" diyorum, ama gücüm tükeniyor. Göğsüm çok acıyor. Kıvranıyorum. Saat 20.50 nihayet Acıbadem Hastanesi, acildeyim: "Ne olur göğsüm!" diyorum, müdahale istiyorum.
Sedyedeyim herkes koşuşturuyor, "Yoğun bakıma" diyorlar. Koridor, asansör derken yoğun bakım ünitesine girdiğimi tam olarak hatırlamıyorum. Güzelim dünyadan kısa bir süre de olsa ayrılmışım. Her yer zifiri karanlık, hiçbir şey göremiyor ve duyamıyorum. İşte o altı saat denen zamanın "altın dakikası" hatta "altın saniyesi" diyebilirim.
Göğsüme inen şok ve Dr. Nevzat beyle hemşire Canan hanımın yumrukları beni tekrar aydınlık dünyaya, yaşama döndürüyorlar. 16 Mayıs 2000 saat 22.00 ben yeniden doğuyorum. 16 Mayıs 1940 tarihinde hangi saatte doğduğumu bilemiyorum ama 16 Mayıs 2000 tarihinde Acıbadem Hastanesi Koroner Yoğun Bakım Servisi''nde saat 22.00''de doğduğumu şimdi çok iyi biliyorum. Bu kez, yeniden doğmanın ışığı görmenin ve sesleri duymanın sevinci ile uykusuz geçen gecenin sabahında söyleyeceğim tek cümle şu: Koroner yoğun bakım ünitesinin tüm personeline doktor hemşire sonsuz şükran borçluyum. Çünkü onlar görevlerini olağanüstü çaba sarfederek yerine getirmişlerdir.
Şöyle etrafıma bakıyorum, başucumda beni hayatta tutabilmek için tıbbi cihaz olarak ne gerekiyorsa var. Teknolojinin son harikası cihazlarla her şeyi anında görebiliyor ve takip edebiliyorsunuz. Yoğun bakım ünitesinin hizmetleri ise, o beş yıldızlı otellere taş çıkartacak cinsten.
17 Mayıs 2000 Kollarım delik deşik kan alma musluğundan tutun da, tepemde duran şişelerin bağlı olduğu serumlar, damlarlarıma girmiş vaziyette normal olarak suyumu içiyor ve yemeğimi yiyebiliyorum. Ancak tuvalet ihtiyacımı görebilmem için tüm bu bağlantılardan kurtulmam lazım onu da başarıyor ve araba ile tuvalete götürülüyorum. Üzerimde sadece beyaz bir örtü mevcut, yani hayalet gibiyim tuvaletin kapısında arabadan iniyorum ve o hayalet görüntüsü ile içeri giriyorum.
Devamı yarın

