Kaydet
a- | +A
Türkiye bir deniz ülkesi ama Denizcilik ülkesi haline gelemedi. Dünyanın en güzel boğazları bizde. 8333 km''lik kıyı şeridimiz var. Ama istifade edemiyoruz. Denizcilikten sorumlu bir devlet bakanı olarak amacımız, ülkeyi denizcilik ülkesi haline getirmek. Bunun için de "denizcilik politikamız" olması gerekir. Şu an için denizcilikle ilgili mevzuat karışıklığı var. Yani yetki kargaşası var. Tam 57 kanun var. Birçok kararname var. Bununla da kalmıyor, bu 57 kanun 10 değişik bakanlığa ve 30 değişik kuruma yetki veriyor. Şimdi müteşebbis bir iş yapacağı zaman hangi bakanlığa hangi kuruma gidecek? Müteşebbis bunlar arasında bocalamakta. Denizcilik Bakanlığı Biz diyoruz ki, denizcilikle ilgili bir yasa çıksın. Yetkiler bir çatı altında toplansın. Bu çatının adı da Denizcilik Bakanlığı olsun. Bu konuda ben, denizcilikten sorumlu Devlet bakanı olarak koalisyonu oluşturan sayın parti liderleriyle görüştüm, durumu kendilerine anlattım. Öteden beri kabul görmekte olan bu konu, bir ara 55. Hükümet zamanında kanun teklifi bile edilmişti. Ama zamanında yasalaşamadığı için kadük kalmıştı. Bu konuda sayın liderler bizi anlayışla karşıladılar. Geçtiğimiz Aralık ayında bir açıklama yaparak, koalisyon protokolünde ve hükümet programında olmamasına rağmen, Denizcilik Bakanlığı kurulmasını bize önerdiler. Şu an bunun için çalışmalarımızı var. Bu müjdeyi ilk size veriyorum. Rakamların diliyle acı gerçek Şimdi vereceğim rakamlar sıkıcı gibi olabilir ama gerçeği ortaya koyma açısından çok önemli. Tüm dünyada, toplam dünya ticaretinin % 80''i deniz yoluyla yapılıyor. Bizim ithalat ve ihracatımızın % 90''ı da deniz yoluyla yapılmakta. Bunun miktarı yılda 140 milyon ton yük. Ama ne yazık ki bu ticaret hacmimizin ancak % 35''ini kendi gemilerimizle taşıyabilmekteyiz. Bizim ticaretimiz olmasına rağmen bu ticaretin % 65''i yabancı gemilerle taşınmakta. Bunun da % 80''ini Yunanlı gemiler oluşturmakta. Sadece bu yüzden yılda ikibuçuk milyar dolar döviz kaybımız var. İşte yeterli deniz filomuzun olmayışının bize kaybettirdiği fatura. Bizim deniz ticaret filomuz yaklaşık olarak 10 milyon ton. Kıbrıs''ın 40 milyon ton, Yunanistan''ın 100 milyon ton. Türkiye dünya geneline baktığımızda denizcilikte yok gibi. Deniz ticareti iki katına çıkıyor Aldığımız tedbirler ve çıkardığımız kanunlarla, Ticaret filomuza büyük avantajlar tanıyoruz. Bunlardan en önemlisi kamuoyunda ikinci gemi sicili denilen Türk Uluslararası Gemi Sicili kanunu. Ayrıca bir sürü formaliteden arındırıyoruz, bazı vergilerden muaf tutuyoruz. Başka ülkelerin gemilerinin de bizim bayrağımızı taşımasına özendirecek tedbirler getirmek istiyoruz. Onlar bu özendirici teşviklere sahip olmak, bu kolaylıklardan yararlanmak için için de % 51 Türk işçisi çalıştırmak durumunda kalacaklar. Bu surette istihdama da katkıda bulunmuş oluyoruz. Bu günlerde yayınlanacak, "ikinci gemi sicili mevzuatını" izah eden yönetmenlikle, süratle Türk bayraklı gemilerin sayısını ve tonajının artmasını bekliyoruz. Öyle tahmin ediyorum ki, bir-birbuçuk yıl içersinde Türk deniz ticaretimiz iki katına çıkacaktır. Böylece yabancı devletlere giden navlun paramızı kazanacağımız gibi, bizim gemilerimizle yabancı ülkelerin limanlarına da yük taşıyabileceğiz. Turizm açısından denizcilik Ayrıca, yat turizmi ve marinaları da teşvik etmek lazım. Mevcut yat limanlarımıza yeteri kadar yat gelmiyor. Bu konuda da bir kıyaslamada bulunursak, İngiltere''de deniz kıyı uzunluğu 7000 km. Fransa''da 6000 falan. Bizde ise 8333 km. Ama buna rağmen Fransa''da tam 245, İngiltere''de 135 tane acil kurtarma istasyonuna karşılık Türkiye''de sadece 6 tane var. O yüzden marina ve yatçılar bizi tercih etmiyorlar. "Güvenlik az" diyorlar. Biz ilk defa bu hükümet ve benim bakanlığım zamanında, bu sene bu sayıyı 13''e çıkartmaya karar verdik. 2001 yılında 37''ye çıkartacağız. Üç tanesini de Kuzey Kıbrıs''a kuracağız. Üstelik bunun için hükümet para da harcamıyor. Çünkü Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü, KİT statüsündedir. Kâr eden bir kuruluştur. Ama bu zamana kadar bu kurum yatırım müsaadesi alamıyordu. Biz bununun önünü açtık. Boğazların güvenliği Boğazlarda meydana gelen her kazadan sonra ucuz atlattık diyoruz. Ama nereye kadar sürecek bu? Boğazdan çok büyük tonajlı ve yanıcı madde taşıyan gemiler geçiyor. Senede 50 bin gemi geçiyor. Bunun 10 bin gemisi patlayıcı taşıyan gemi. Miktar olarak tahminen senede boğazdan 82 milyon ton patlayıcı madde taşınıyor. Şimdi İstanbul Boğazı civarında çok fazla sayıda insanımız var. Her bakımdan dünyanın en önemli merkezlerinden biri. Bu sebeple İstanbul''u ve İstanbulluyu asla riske atamayız. O bakımdan diyoruz ki, yük ve yolcu taşımaya evet ama tehlikeli yüke hayır. Siyaseti düşünmek Ben bu toprağın çocuğuyum. Bizle kilometrelerce yol yürüyerek başka köylerde okuduk. Her sabah üç kilometre yol yürüyordum ilkokula giderken. Sonra devlet babanın verdiği imkanlarla yatılı okullarda eğitim gödük. Kayseri Pazarören İlköğretim okulunda yatılı olarak okudum. Tabii ki içimizde memlekete hizmet etme aşkı vardı. Ama politikaya girene kadar, politikaya girmek aklımın ucundan bile geçmezdi. Üniversitede hocaydım ben. Masterimi kısa zamanda yapıp doktoramı vermiştim. Sonra Doçent oldum, sonra Profesör oldum. O yoldan hizmet etmeyi kendime amaç edinmiştim. Ta ki 1991 yılına kadar. O sene Kırşehir''den MÇP''den milletvekili adayı oldum. Rahmetli Türkeş, kendisi beni ısrarla Kırşehir''den aday olmamı istemişti. Sonra ittifak oldu. 95''te gene aday oldum. Parti olarak kazandık ama Türkiye barajında takıldık. En son parlamentoya ve hükümete girdik. Bu surette de hizmete devam ediyoruz. Kırşehir''den vekil olmak Halkımızın beklentileri çok. Hele benim milletvekili olduğum Kırşehir''in beklentileri. Bizim orası çok ihmal edilmiş bölge. Düşünün bir şeker fabrikası 17 sene önce temeli atılmış, yarım kalmış çürümeye terkedilmiş. Üniversite çevre illerde olduğu halde burada yok. Böyle bir yerdi Kırşehir. Nedenini bilmem ama, bizim insanımız devamlı muhalefette kalmış. Böyle olunca, muhalefette ısrar edince, siyaseten cezalandırılmış. Böyle cezalı bir il olunca da pekçok şeyden mahrum kalmış. Biz bunu bildiğimiz için bu açığı telafi etme çabasındayız. BİR HATIRA Kar yolları bağlayınca Köyümüzde okul yoktu. Ben ve iki arkadaşım başka bir köye, Akpınar köyüne yaya gidiyorduk. Kış günleri çok çetin geçerdi. Yollar kardan kapanır veya kapanacak gibi olurdu. Kar yarı belimize kadar gelir adım atamazdık. Yine böyle bir kış günü okula gitmek için yola koyuldum. Kardan yürümemiz zor. Bir adım atınca karın içine gömülüyoruz. Sonra çıkıp yeni bir adım daha. Böyle giderse okula ders saatinde yetişemeyecektik. Elimizde de pirinç torbalarından yapma "çente" dediğimiz okul çantaları var. Defterimizi kitabımızı ona koyuyoruz. İşte bu sıkıntı içesindeyken bir baktım babam at ile arkamızdan geliyor. Meğer o da bizim okula geç kalacağımızı düşünmüş. Beni ve arkadaşımı terkisini alarak bizi okula yetiştirdi. O gün o kadar mutlu olmuştum ki, yıllar geçtiği halde unutamam.
ÖNE ÇIKANLAR