“Tıp Fakültesi son sınıftı. Atanmasına sayılı günler vardı. Konu şimdi evliliğine gelmişti.”
19 Mayıs 2026 Salı akşamı telefonum yıkıcı haberin gelişiyle çaldı. İhlas Vakfı Kayseri Yurdumuz’un öğrencisi, Tıp Fakültesi son sınıfta okuyan Yusuf Kılıç’ın vefat haberi geldi. Arkadaşıyla Yahyalı ilçesindeki gezisinden dönerken dönüş yolunda trafik kazasında vefat etti. Aynı araçta ağır yaralanan arkadaşının bilinci açıkken söylediğine göre, kazadan hemen önce namazlarını kılmışlar, abdestiyle gitmiş Yusuf...
Ailecek şoke olduk, özellikle eşim çok kötü oldu. Zira 1 haftadır bizim gündemimiz Yusuf’tu. 1 hafta önce İhlas Vakfı Kayseri Yurdu’nda konferansım vardı. Konferanstan sonra 4 öğrenciyle oturduk, sohbet ettik. Biri de Yusuf’tu. Sonra diğerleri kalktı, odalarına geçti. Biz Yusuf’la gece 1’e kadar sohbet ettik o gün. Her şeyden, her konudan konuştuk. Tıp Fakültesi son sınıf olduğu ve atanmasına sayılı günleri kaldığı için konu dönüp dolaşıp evliliğe de gelmişti. Aslında kendisi getirmişti: “Abi ev hanımı olabilecek, saliha bir hanım istiyorum, sizin de çevrenizde varsa” dedi. Hani demiştim ya, bizim evin 1 haftadır gündemiydi diye. Eşimle 1 haftadır görüştürecek kız düşündüğümüz, hatta vefat ettiği gün öğlen yemeğimizi yerken “Yahu bizim çevremizde hep bekâr erkek dolu, bekâr kız da hiç yok ki” diyerek şakasını yaptığımız gencin akşamına ölüm haberini almak çok başka yıktı bizi.
Bizi böyle yıktı da ya ailesini…
Olay sonrası jandarma ortak arkadaşımız İbrahim’e ulaşmış. Oradan da haber ailesine, sevenlerine, herkese yayılmış. İbrahim ayrı perişandı. Çocukluk arkadaşı, sırdaşıydı Yusuf. Hem ağladı hem de dimdik bütün süreçlerde koordinasyonu o sağladı. Yusuf’un naaşını getirdiler Yahyalı’dan. Kayseri’deki sevenleri ve arkadaşları olarak indirdik adli tıp morguna. 1 hafta önce yan yana oturup gülüştüğüm Yusuf’u ellerimle yükledim morg çekmecesine. Adli vaka olduğu için savcı incelemesi yapıldı.
Kapıda beklerken uyanıkken bir şeyler gördüm, ya da gösterildi bilmiyorum. 5 yaşındaki kızım Hatice Kübra geldi gözümün önüne. Masada o yatıyor, bana teşhis ettiriyorlar. Ben teşhis ederken “Kızım kalk, üşürsün burada” diyorum. Tam olarak bu sahneyi izletti zihnim bana. Burnumun kemiği sızladı, içim daraldı. Denizin dibinde hapsolmuşum da nefessiz kalmışım gibi fırladım kalktım yerimden, dayanamadım. DEVAMI YARIN

