Kaydet
a- | +A

Ankara''dan yazan okuyucumuzun evlilikle ilgili hatırasını yayınlamaya kaldığımız yerden devam ediyoruz. Şaka yollu annesine hep evlenmekten söz eder okuyucumuz. Bir gün annesi bu işi ciddiye alır. Üvey ablasının torununa dünür gider. Yalnız bu evlilik görücü usulü olacaktır. Bir vesileyle kız görmek için köye varırlar. Sofra kurulur, yemekler yenilir. Derken okuyucumuz gelin adayı kızla bir odada görüşüp tanışacaklardır.

"Odada beklemeye başladım. Saniyeler geçmek bilmiyordu. Derken kapı açıldı ve içeriye girdi. Tabii bende o müthiş heyecan vardı. Neyse o da geçip karşıya oturdu. İkimiz de mahçup bir eda ile karşılıklı konuştuk. O bilinen beylik sözler işte...

Konuşmada benim duymak istediğim sözler vardı. "Her şeye rağmen iyi ve kötü günde yanımda olacak mısın? İcabında kuru bir ekmeğe razı olup beraber paylaşır mıyız?" Bu tür sorulara olumlu cevap almış ve uzun lafın kısası anlaşmıştık. Geriye "Söz takma" gibi nişan gibi örf ve adetlere göre işin gidişatı neyse o olacaktı.

Bu olaydan üç hafta sonra usulüne göre yüzük takıldı. Zaman içerisinde telefon muhabbetleri vs. devam ediyordu. Kızın babası vefat edip annesi de Bursa''ya gitmek zorunda kaldığı için kızın ağabeyi ve kendi teyze oğlumun karşı dairesinde teyzemler kalıyorlar idi.

Fakat sitem ettiğim tek konu telefon konusu idi. Zaten köye geldiğimde köy adetlerine göre sözlü veya nişanlıların görüşmesi hiç uygun görülmüyordu. Telefonla görüşmek için de sanki bir protokol gerekiyordu. Telefonla görüşmem için önce kızın amcasını arıyor, haber gönderiyor telefona çağırttırıyordum. Sonra tekrar arayıp görüşüyorduk. Bir türlü evlerine telefon bağlatmamışlardı. Maddi bir sıkıntı da yoktu. Üstüne üstlük çok varlıklı bir aileydiler.

Neyse, zaman gelip geçiyor derken askerlik geldi çattı. Tabii ki askere gitmeden önce kızı mutlaka görmem gerekiyordu. Ama soğuklar sebebiyle hastalanmıştım. Köye gitmem neredeyse imkansız hale gelmişti. Fakat adetlere göre kız tarafının, gelip beni uğurlaması gerekiyormuş. Ama kızı getirmiyorlarmış. Annem benim durumumu anlatıp, "Madem geliyorsunuz kızı da getiriverin canım" demiş ve onlar da bin bir nazla bu isteği kabul etmişlerdi.

Neyse bunlar gelip bir gün durup çekip gittiler. Ben de askere uğurlandıktan bir bir buçuk ay sonra dağıtıma geldim. Tekrar köye gidip az buçuk kızla görüşüp tekrar usta birliğime teslim oldum. Aradan altı ay geçince, kız tarafının sıkıştırması üzerine nişan yapıldı. Askerliğimin bitmesine bir ay kala ise de düğün tarihi belli oldu. Ve ben askerden gelip hem kızı görmek hem usulen düğün tarihini söylemek amacıyla köye gidilip gelindi. Buraya kadar anlatılanlar olayın en kısa hali idi. Neyse düğün tarihi yaklaşıyor ve kızın amcası, eşi ve baldız Ankara''ya geliyorlar. Niye? Bizim almış olduğumuz eşyaları görmek hem de yatak odası takımını almak için.

Geldiler. Adetleri gereği mi bilmiyorum, eşyaları pek beğenmediler. Yatak odası takımını aldıktan sonra çekip gittiler. Tabii biz de elimizden gelen misafirperverliği göstermiştik. Onları uğurlarken de memnun kalmışlardır zannediyorduk. Fakat aslını sorarsanız, aksilik ta başından beri vardı. Çünkü bunlara karar verirken asıl eşyayı kullanacak kişiyi yani gelini getirmemişlerdi. Ben de yaşananlara sinirlenmiş, eşya beğenmeye gitmemiştim. Zaten esnaflar bile, "Siz öyle diyorsunuz ama gelin nerde damat nerde?" demişler. İşin kötü kısmı burdan itibaren başlıyor. Akşam evde düğünün son pürüzlerini konuşuyorduk. Düğüne iki hafta kalmıştı. Alınan eşyalar kuruldu her şey hazırdı. Telefon çaldı. Yine annem baktı telefona. Aaa o da ne öyle? Birden annemin sesi değişivermişti telefonda. Hatta ağlama durumuna gelmişti. Babam hemen kalkıp telefonu aldı elinden. Biraz dinledi karşı tarafı. Ateş püskürüyorlardı. Bir de öğrendik ki aman Allah''ım ben neler demişim nişanlıma neler... Onlar da bana bu söylediklerimden dolayı ayrı eve gelin inmesi, eşyanın A''dan Z''ye tümünün tarafımızdan karşılanması falan gibi, şimdilik imkansız olan şeyleri şart koşuyorlardı. Bunları sıraladıktan sonra telefonu kapattılar. Şimdi ne olacak? İki haftası kalan düğünden mi vazgeçeceğiz? Yoksa dünürlerin kaprisine boyun mu eğeceğiz? Gel de çık işin içinden nasıl çıkarsan? Devamı yarın

ÖNE ÇIKANLAR