Kaydet
a- | +A

Ankara''dan yazan okuyucumuzun evlilikle ilgili hatırasını yayınlamaya kaldığımız yerden devam ediyoruz. Şaka yollu annesine hep evlenmekten söz eder okuyucumuz... Bir gün annesi bu işi ciddiye alır. Üvey ablasının torununa dünür gider. Yalnız bu evlilik görücü usulü olacaktır. Bir vesileyle kız görmek için köye varırlar. Görüşmede taraflar birbirini beğenir. Gerisi törelere göre düğüne kalmıştır. Söz nişan askerlik derken düğün günü kararlaştırılır. Düğün alışverişi dahi yapılır. Düğünde son prüzler gözden geçirilirken, hiç umulmadık bir şey olur. Kız tarafı "Oğlan nişanlısına neler söylemiş neler. Dolayısıyla biz ayrı eve gelin inmesini isteriz. Ayrıca tüm eşyalar da sizden olacak" diyerek telefonu kapatır... Bir tuhaf olmuştuk. O saatten sonra yoğun bir telefon trafiği başladı. Eyvaah konuştukça daha neler neler duyuyoruz. Daha onlar, Tokat''a varalı üç saati bile geçmemiştir. Ama tüm köylüye aslı astarı olmayan laf yayarak bir de bizi kötülemişler bile... Durum her geçen zaman daha kötüye gidiyordu. Derken yüzükler çıkartıldı, her iki taraf da yüzükleri attı. Düşündüm ve dedim ki içimden: "Acaba işi hep büyükler mi bozuyor yoksa. Bu işi bizzat kızın ağzından duyayım. Beni istiyor mu istemiyor mu?" Ama inanıyordum ki onun da beynini doldurmuşlardı. Ertesi gün aramaya karar verdim. Neyse ertesi gün işyerimden kızı aradım. Önce köye dağılan haberlerin hepsinin aslı astarı olmayan şeyler olduğunu, doğru olmadığını söyleyip dedim ki: -Her şeye rağmen beni istiyor musun? Ben bunu sordum ama hiç ummadığım bir şekilde terslenmiştim. Söylediği söz şuydu: "-Bu iş bitti. Bundan sonra ayrı ev alıp, eşyalarını A dan Z''ye tamamlasan da sana yâr olmam" Bunları duyduğuma inanamadım. Sonra köyden diğer teyzemler, yani arabulucular geldiler. Durumu onlara anlatıp, daha benlik bir şey olmadığını söyledim. Ama "Sen onun kusuruna bakma, cahildir, dolduruşa gelmiştir" diyerek benim gönlümü aldılar. Ne de olsa bir an bitecek değildi. Askerde onun hasretiyle yanmamış mıydım? Her şeyi ona adamamış mıydım. Neyse aradan bir hafta geçti. Düğüne on gün kaldı. Fakat yüzükler atılmıştı. Düğün salonu tutulmuş kartlar basılmış hatta ve hatta balayı yerini bile ayarlamıştım.

Bunun için bir kez daha, "kafası sakinleşmiştir" deyip aramaya karar verdim. Bir akşam aradım. Önce ağabeyiyle, sonra yengesiyle konuşmalar neticesinde onları bir saatte zor ikna ederek, bir saat sonra kıza ulaştım. Ama nafileydi. "Daha ne uğraşıyorsun benimle, sana yâr olmam" demesiyle telefonu kapattım. Bu iş burada bitti.

İşin kötü kısmı daha var. Köye gittiğimizde düğüne 2 hafta vardı. Hazır gelmişken nüfusumuz Tokat''ta olduğu için resmi nikahı yapmış da gelmiştik. Nereden bileceksin böyle olacağını? Bu yazıyı yazarken düğüne iki gün kalmıştı. Fakat iş çoktan bozuldu. Merak etmeyin. İş şu ağzımdan çıkmamış sözlerle bozulmuş ama gururu olan haysiyeti olan şerefi olan herkes kendince düşünsün. Şu lafları insan eşine diyebilir mi? "Sizinkiler bize ev almaya eşya almaya, bize bakmaya mecburlar. Düğün olduktan sonra seni ne köyle ne de amcanlarla konuşturacağım" Ben güya böyle söylemişim. Telefonda bu sözleri amcasıyla tartışırken büyük yemin ettim. Aynı yemini de kendisinden bekledim ama edemeyip "öyle diyorlar" demekle yetindi. Neyse ki içim rahat. İki kere çağırdığım halde rest çekti. Zaten böyle laflar da etmemiştim. Üzüldüğüm tek şey, tek taraflı sevmem idi. Ha bu arada eksik eşya da sadece vitrin takımıydı. Ama bunu da diğer eşyalar gibi depoya koyup diğer eşyalarla durmasını istemedim. Çünkü mobilyacı bir tanıdıktan öğrendiğim kadarıyla, mobilya eşyası fazla taşınmaktan ve tozlu ortamlardan etkilenir. Neyse bunlar sonraki işler idi. Sözlerime son verirken keşke şöyle bir söz duysaydım."Eşyanın ne önemi var zaten böyle de konuşmazsın sen, seninle herşeye razıyım" İnşallah herkes böyle bir eş bulur. İnşallah ben de bulurum. Selamlar sevgiler...

ÖNE ÇIKANLAR