Kocaeli''den Bekir Kale''nin hatırası, depremden sonra yaşanan binlerce duygusal hatıradan yalnızca biri...
Depremin üzerinden sekiz ay geçti. Halen daha yaralarımız tam olarak sarılmadı. Ama yine de kendi gayretimiz ve halkımızın gösterdiği duyarlılıkla maddi sıkıntımız kısmen de olsa giderildi. Bir de depremin bağrımızı yakan ve hiçbir gayretle kapatılamayacak vicdani boyutu var ki akıllar başlarda durduğu sürece insana ıstırap veriyor. Bunlardan yakın bir dostumun başına gelen bir hadiseyi paylaşmak istiyorum sizlerle... Olay yaşanmış olup, kızın annesinden dinlediklerimi aynen aktarıyorum. "Eşimin müfettiş olması nedeniyle Anadolu''nun çeşitli yerlerinde görev yaptık. Çocuklarım bu sebeple eğitimlerini başka illerde tamamlamak zorunda kaldılar. Hepsi benim canlarım... Ama depremde kaybettiğim iki çocuğumdan biri olan Elif''i anlatacağım sizlere... Elif, yıllarca okudu. İlkokul, ortaokul, lise ve üniversite. Üniversiteyi okurken maneviyata yönelmişti. Ondan sonra da giyimiyle kuşamıyla çok değişmişti. Hiçbir ibadetini aksatmıyordu.
Erzurum''da okuduğundan İzmit''e sıkça gelemiyordu. Dört yılı böyle geçti... Bu kadar değişmesi bizi hem şaşırtmış hem sevindirmişti. En çok da onun ileride ideal bir anne olacağını düşündükçe seviniyordum. İçimden, "Yavrum senin çocukların çok şanslı, senin gibi anneleri olacak..." diyordum. Okulunun son sınıfında bir gençle tanışmış ve delikanlıya bağlanmış... Bu derdini bana açtığında ağladı: -Anne ben yaşayışımla mutlu ve huzurluyum. Ama onu da çok seviyorum. Bilmem bu birlikteliğimiz evlilik denilen mutlu sonla noktalanabilir mi? Ne yaşayışımdan vazgeçebiliyorum ne gönlüme söz geçirebiliyorum. Onu çok seviyorum.
Evde kaldığı bir ay boyunca hep bu sıkıntıyı çekti. Günlüğüne bir şeyler karalıyor ama, yazdıklarını benden de saklıyordu. Bende onun günlüğüne karşı merak uyandı. Bir fırsatını bulup okumak istiyordum. Durumu babasına anlattım. Babası gayet makul bir şekilde dedi ki: -Kızım iç huzurunu kaybedersen, bu zamanla dışa da yansır. Huzursuzluk dışına vurur. Ama yine de karar senin. Elif iyice sıkılmıştı. Amcasının kızıyla bir şeyler paylaşıyor ama bana açılmıyordu. Bir gün günlüğünü buldum. Yazdığı son söz beni rahatsız etmişti. Günlüğünü okurken yakaladı beni.
"-Anne bunu yapmamalısın!" Çok üzülmüş, hatta kızmıştı. Boynumu büküp cevap verdim: -Kızım, sadece son sayfayı okudum. Sonra da sen geldin. Bu olaydan sonraydı. Bir rüyasını anlattı bana. Dedi ki: -Anneciğim, çok karışık bir rüya gördüm. Gideceğim yolculuğu iki gün tehir ediyorum. Hakkını helal et olur mu? "-Yavrum ölecek gibi konuşuyorsun. Ne biçim söz söylüyorsun sen?" Bu konuşmamızın olduğu akşamdı. Odasına gitti. Sonra amcasının kızı da karşı daireden geldi. Aynı odada uyuyacaklardı. Küçük kızım Zeynep de aynı odada uyuyordu. Gece odalarının kapısını açtığımda Elif Kur''an okuyordu. Bunu hemen her gece yapardı. Bana gülümsedi. Kapıyı kapattım. Uyumadan önce Elif''in günlüğünden okuduğum "Ya Rabbi ben yapamıyorum... Bir tarafta inancım, diğer tarafta ise gönlüme sözüm geçmiyor. Hakkımda hayırlı olanı diliyorum senden" cümlesini düşündüm.
Gece, çığlık seslerine uyandığımda tek duyduğum küçük kızım Zeynep''in "Sıkıştım beni kurtarın anne!" çığlığı oldu. Apartman yarıdan kesilmişçesine çökmüştü... Elif''i çıkarttığımızda elinde Kur''anı vardı ve halen daha gülümsüyordu. Herkesten sakladığı günlüğünü ise çok aramamıza rağmen bulamadık.

