Kars''tan yazan bayan okurumuz, mektubunun en sonunda bir not düşmüş. "İsmimi yazmazsanız çok sevinirim. Amcama tekrar aynı acıları yaşatmak istemiyorum. Ama en başa "Ayrılan kalpler" diye yazabilirsiniz." Bakalım neymiş rumuz "Ayrılan kalplerin" hatırası. "Zeynep daha ondokuz yaşındaydı. Onunla amca kızından öte iki can arkadaştık. Onu o kadar seviyordum ki ondan ayrılmak aklımın ucundan geçmiyordu. Ta ki onun evliliğe karar verdiği güne dek.
Aynı mahalleden Kemal isminde, çok sevdiği biri vardı. Kemal, daha onüç yaşında yetim kalmış, hayatına ormandan topladığı kozaları satarak devam eden bir gençti. Zeynep, ona göre bolluk içindeydi fakat babasının çok disiplinli olması yüzünden baskı altında yaşıyordu.
Bu iki aşık çok sık olmasa da buluşuyor ve her geçen gün birbirine daha çok bağlanıyorlardı. Bir gün Zeynep, bana gelerek, "Kemalle evlenmeye karar verdik." dedi. İnanamadım. Amcamın izin veremeyeceğini söyledim. Babası izin vermezse kaçacağını söylüyordu. Hakikaten dediği gibi oldu. Ailesi izin vermeyince kaçmaya karar verdiler. Daha ikisi de çok gençti. Kemal hayatının düzenini kuramamıştı. Oturacak evi bile yoktu. Kulübe gibi izbe bir yerde yaşıyordu. Zeynep''i nereye götürecekti? Ona nasıl bakacaktı? Dolayısıyla Zeynep''e sürekli aynı şeyi söyledim: -Gel yapma Zeynep. Bir heyecan uğruna hayatını karartma. Ne dersem diyeyim, her ikisi de dinlemiyordu beni. Adeta gözleri kör, kulakları sağır olmuştu. İkisi de aşk sarhoşuydu. Sonunda yapmışlardı yapacaklarını. Bir sabah uyandığımızda duyduk ki, Zeynep ve Kemal kaçmış. O sabah gözlerim dolmuş ve içime Zeynep''i görememe duygusu çökmüştü. Aradan tam bir hafta geçti. Nerede olduklarını nereye gittiklerini bilmiyorduk. Bir akşam kapımız çalındı. Baktım karşımda Zeynep ve Kemal duruyor. Zeynep''in boynuna sarılıp öptüm. İçeri girdik. Babam hem neden kaçtıklarını soruyor hem de bir yandan hasret gideriyorduk. Anlattıklarına göre Erzincan''da bir hafta otelde kalmışlar. Paraları bitip de gidecek yerleri olmayınca son çare bize gelmişler. Tam iki gün de bizde kaldılar. Ne var ki, amcam onların bizde olduğunu öğrenmiş, kapıya dayanmıştı: -Onları evinden çıkartacaksın abi. Bize baskı yapmaya başlamıştı amcam. Babam mecburen onlara iki sokak ötede bir ufak ev kiraladı. Ama ormandan getirilen kozaların geliri, aileyi ne kadar geçindirecekti? İşte Zeynep''e de yol görünmüştü. Madem böyle biriyle evlenmişti, öyleyse onun da ormana gidip koza toplaması gerekiyordu. Onların bu hallerine üzülüyor, amcamın yardım etmemesine çok kızıyordum. Devir değişmişti üstelik. Artık herkes odun kömür yakıyordu. Kemal ise biriktirdiği koza parasıyla bir at arabası almıştı. Böylece daha çok odun satıyorlardı. Hayatlarını yavaş yavaş düzene sokmuşlardı.
Bir kış günü onlara misafir olmuştum. Zeynep yeni yeni ev ocak oluyordu. O akşam benim de kalmamı istediler. Sabaha kadar oturup sohbet edecektik. Dediğimizi yapmıştık. Gece yarısı olmuştu. Kemal''in "Sabah ormana gideceğim" demesiyle toparlanmış, ancak gözlerimizi iki saat kapalı tutabilmiştik.
O sabah hava çok kötüydü. Bir metre kar yağmıştı. Kemal Zeynep''e gelmemesini söyledi. Zeynep itiraz ederek arabaya bindi. Ben onları yolcu edip tekrar uyumaya gittim. Çok uyumuş olmalıyım ki ancak dışardaki ağlama sesine uyandım. Hemen dışarı koştum. Kemal''in arabası kapının önündeydi. Kemal ise bir köşeye oturmuş ağlıyordu. Herkes ağlıyordu. Babam, annem, yengem hepsi... Neden sonra, gördüklerime inanamadım. Zeynep''in kanlı vücudu cansız yerde yatıyordu. Zeynep at arabasının altında kalmış, beyin kanamasından ölmüştü. Yüreğimden birşeylerin kopup geldiğini hissettim. Daha doyamamıştı yeni evine. Hiçbir şeye doyamamış, kuruttuğu kışlık yiyeceğini bile yiyememişti. Artık Zeynep''in bende sadece hayali ve kanlı eşarbı kalmıştı. Onu bir daha göremeyecektim.

