“Baba! Gitme, bırakma beni bu fırtınada!" diye feryat ettiğinde Esmeray on ikisindeydi...
Anadolu’nun bağrında, her köşesi bereket fışkıran o büyük köyde, bir kız çocuğu dünyaya gözlerini açtı. 1977 yılının tozlu ve sıcak bir ikindisiydi. Teni toprağın rengindeydi; öyle esmer, öyle duru... Adını o yüzden Esmeray koydular. O doğduğunda babasının gözleri parlamış, onu pamuklara sarıp sarmalamıştı. İki erkek kardeşinin gölgesinde değil, babasının başucunda büyüdü.
İlkokul yılları, Esmeray için hayatın en berrak pınarı gibiydi. Sınıfın en çalışkanıydı. Öğretmeni tahtaya her kaldırdığında, gözlerindeki o başarma arzusu tüm sınıfı sarardı. Arkadaşları onu sadece başarısı için değil, o çocuksu ama vakur duruşu için de çok severdi. Ancak takvim yaprakları çocukluğunun son demlerini gösterirken, o kara haber köyün üzerine bir sis gibi çöktü.
"Baba! Gitme baba, bırakma beni bu fırtınada!" diye feryat ettiğinde, Esmeray henüz on ikisindeydi. Babasının vefatı, onun sığındığı tek kalenin yıkılması demekti.
Babasının toprağı kurumadan, evin havası buz kesti. Artık Esmeray için okul yolları kapanmış, meraların tozlu yolları açılmıştı. Bir sabah annesi eline değneği tutuşturdu.
"Okul bitti. Artık elin kalem değil değnek tutacak. Hayvanların peşine düşeceksin."
"Ama ana, öğretmenim dedi ki..."
"Öğretmenin ne derse desin! Okuyup da ne yapacaksın? Büyüyünce gelin gideceksin zaten."
Sanki masraf etmeye gerek yok demeye getiriyordu annesi...
Kardeşleri, babasının aksine ona sahip çıkmak yerine, sanki bir yabancıymış gibi davranmaya başladılar. Sofrada lokması sayılır, evde sesi duyulmasın istenirdi. Ortaokula gitme hayalleri, bozkırın sert rüzgârlarında savrulup gitti. Yaşıtları kitap sayfaları çevirirken, o nasırlı elleriyle koyun güttü, tarlada çalıştı. Her zorluğa kol kanat gerdi. Annesinin sitemini, kardeşlerinin sert bakışlarını sineye çekti...
Zaman su gibi akıp geçmiş Esmeray on sekizine basmıştı. Bir akşam sofrada konu açıldı. Kardeşi sertçe çatalını bıraktı:
"Hala oğluyla evleneceksin. Hazırlan, söz kesilecek."
Esmeray’ın yüreği ağzına geldi.
"Ben onu kardeşim gibi bilirim abi! Çocukluğumuz beraber geçti, aynı toprakta yuvarlandık. Nasıl olur?"
Annesi araya girdi, sesi buz gibiydi:
"Sus! Bize mi soracaksın? Başımızda baban yok, bir an önce yerini yurdunu bilmen gerek. Kimse seni dinlemez bu saatten sonra." DEVAMI YARIN

