"Yaşadıklarımın kimsenin başına gelmemesi temennisiyle Ankara''dan yazıyorum" diyen okuyucumuzun amacı, aynı zamanda yeni evlenecek olanlara tavsiye niteliğindeymiş. Bakalım ne yaşamış, neler tavsiye ediyor!.. "Her şey bundan iki yıl öncesine kadar normaldi. Ben iyi bir işte çalışıyordum ve her şey normal bir şekilde gidiyordu. Ta ki annemin, şakayla karışık her zaman söylediğim evlenme isteğimi ciddiye almasına kadar. Memleketim olan Tokat''taki teyze kızının düğününe annem tek başına gitmişti. Tabii düğünde akrabalar da var. Analar kızı nerde beğenecek? İşte bizimki de nasıl düşünmüş ise kendi üvey ablasının torununu bana uygun görüp, bu konuyu da ablasına ve kızın amcasına açmış. Ablası da demiş ki, "Kızın babası vefat ettiği için annesi Bursa''ya gitmek zorunda kalmıştır. Bir arayıp soralım. Eğer kabul ederlerse o zaman gerisi kolay. Bursa''dan okey cevabı gelir gelmez annem de hemen yanında bulunan benim resmimi çıkartıp vermiş ve demiş ki: -Oğlum da birkaç gün içinde gelecek. Tabii ben bunlardan habersiz, her zamanki gibi işe gidip geliyordum. Bir akşam işten gelip babamla yemek yedikten sonra memleketten telefonu geldi. Diyorlardı ki anneme: -Hem teyze kızının düğününün son gününe gelmiş olursunuz, hem de gelin kızı görme fırsatını yakalarsanız. Acele gelin.
Bu haber, babam için öyle pek de hoş bir şey olmamıştı ama doğrusu benim hoşuma gitmişti. Neyse ertesi gün işten izin alıp memleketin yolunu tuttuk. Düğüne katılıp gelini gönderdikten sonra kızın, yani teyzemlerin köye doğru hareket ettik. Benim aklımda neler var neler? Senaryonun bini bir para... Kızla bir odada görüştürecekler. İyi güzel de ben onu hiç görmedim. Acaba ben onu beğenecek miyim? Boyu ne? Kilosu ne? Huyu ne? Sonra o beni hiç bilmiyor? Huyumu suyumu boyumu bosumu beğenecek mi acaba?
Bu düşüncelerle boğuşurken köylerine yaklaştık. Her yaklaştıkça heyecan daha artıyordu. Köye özel arabamızla gidiyoruz. Ben direksiyondayım. Babam yanımda, arka koltukta annem teyzem yani kızın babaannesi ile teyze oğlum yani kızın amcası oturuyorlar. Pür neşe ile sohbet ediyorlarken arkadan teyze oğlumun sesi geldi: "-İlerdeki binanın önüne park et. İşte orası evimiz" Benim heyecanım bir kat daha arttı. Az sonra park ettik, arabadan indik. Teyzeoğlum, "Haydi bize gidelim orada yemek yiyelim" dedi ve kendi evlerine davet etti. Biraz tutuk biraz heyecan biraz ürpertili bir şekilde köyde bulunan tek apartmana girip ikinci kattaki karşılıklı olan dairenin birine geçtik. Evdekilerde bizi karşılayıp hoş geldiniz fasılları bittikten sonra ben tek koltuğa diğerleri de kanepeye oturdular. Yemek sofrası kuruluyordu. Bir anda odanın içinde annem babam ve ben yalnız kaldık. Annem sordu: -Kızı gördün mü? -Yoo nerden göreceğim? Meğer sofrayı kuranlardan biri o kız imiş sonradan öğrendim. Tabii sonunda uzaktan gördüm. Hiç de fena değildi. Sonra bizi, bir odada yalnız konuşturmak için, teyze oğlumun eşi çağırdı. Yalnız kapıdan içeri girmeden bana ilk sorusu şu olmuştu: "-Sen şehirde büyüdün. Bir sevdiğin var mı?" Öyle heyecanlıyım ki nerdeyse dizlerimin titrediği belli olacak. O an için kendimi yokladım. Zaten sevdiğim bir kız falan yoktu. Cevap verdim: -Yok. Olsaydı zaten o kadar yolu tepmezdim. Odaya geçtim. Odaya girdiğimde bomboştu. Allahım bu ne zor bir şeydi böyle? Neyse kanepenin birine oturup kızı beklemeye koyuldum... Saniyeler saat gibiydi geçmek bilmiyordu. Derken kapı açıldı...
Devamı yarın

