Kaydet
a- | +A

Gençleri ah bir anlayabilsek... Ah gençleri bir anlayabilsek... İnanın içinde yaşadığımız psikolojik sorunların en az yüzde yetmişi kendiliğinden hallolacak... Nedir bu gençlerin, bizim demode olmuş katı kuralcı prensip dediğimiz birçok kuru sıkı alışkanlıklarımızdan çektiği. -Çocuk anasının babasının yanında her şeyi konuşur muymuş? -Neymiş konuşacakları şey? -İşte gönül ilişkileri, arkadaşlıkları, onların tabiriyle aşkları meşkleri... Ne olur yapmayın... İnsan olan yerde sevgi var olacaktır. Bu eşyanın tabiatı, yani gençlerin anlayacağı şekilde doğanın gerçeğidir. Sevgisiz insan olmaz. Kerem ile Aslı bugün de vardır. Arzu ile Kanber isimleri aynı olmasa da aramızda yaşıyordur. Lütfen bunu kabullenin. Kabullendikten sonra da kendi kendinize sorun: -Yahu benim kızım da Aslı gibi sevmiş olamaz mı? Ya da benim oğlumun bağrı Kerem gibi mi yanıyor? Sorun bu soruları kendinize... Gençlerin sorunu ne önce bir çözün. Korkmayın. Eğer oğlunuz veya kızınız"sevmiş" ise bu gerçeği kabullenin. Bu suç değildir bunu bilin. Ayıp değildir bunu da bilin. Hatta ve hatta, eğer sevgisinde güzel dinimizin çizdiği o muhteşem kuralları çiğnememişse günah da değil... Öyleyse sorun ne? -Sorun sizsiniz... Sevmeyi bilmeyen, sevmeyi ayıp sayan, sevmeyi suç sayan siz anne babada sorun...

Hele bir gençliğinizi hatırlayın. Siz de sevmemiş miydiniz? Çeşme başlarında, duvar diplerinde sabahladığınız, harmanda orakta terlerken uğrun uğrun bakıştığınız günleri hatırlayın... Öyleyse çocuklarınızın sevgisini de yadırgamayın. Diyeceksiniz ki; -Ama biz öyle ulu orta herşeyimizi ortaya dökmüyorduk. -Ne yapıyordunuz? -En yakın arkadaşımıza, ne bileyim anneannemize ya da ninemize çıtlatıyorduk. Araya hatırı sayılır aile büyüklerimizi falan koyuyorduk. Hiç bilmesek mahallemizdeki komşuların emsal çocuklarına açılıyorduk. Ama ana babaya asla çıtlatmıyorduk. Şu yoğurdun bolluğuna bakın. Eğer sizdeki o imkanların beşte biri sizin çocuklarınızda olsa, emin olun onlar bu sevgilerinde hiç sorun yaşamazlar.

Sizin dönem var mı şimdi?

Söyleyin bakalım şu koskoca metropolde yedi göbek evvelini tanıdığınız komşulara mı sahipsiniz? Söyleyin; evinizde çocuklarınızın ufak tefek sırrını açabileceği anneanne veya babaanne yahut dede ya da büyük babadan hangisine yer veriyorsunuz? Ne yer vermesi çoğu aile, varsa bile onları Darülaceze''ye yetiştirmek için can atıyor veya, içinden "ölse de kurtulsak" diyor. Söyleyin, söyleyin... Çocuğunuza sizin dışınızda gözünüz kapalı, arkadaş olarak kimi gösterebilir, kime inanabilirsiniz? Kime güvenebiliyorsunuz? Yani anladınız ne demek istediğimi değil mi? Bir kere daha özetleyeyim. Siz gençliğinizde sorununuzu ana babanız dışında güvenilir birçok kimseyle konuşma imkanına sahiptiniz. Ama sizin çocuğunuzun, gerçek anlamda sizden başka dostu arkadaşı, aile büyüğü yok. Siz de eski alışkanlıklarınızı göz önüne getirip "Ayıp olur" diye iteler, ya da dinlemekten kaçarsanız, o çocuk sorununu kimle paylaşsın. Çat diye çatlasın mı? Eh o da sevdiğiyle gizli gizli konuşmaya, kendi sorununu kendi çözmeye çalışıyor. Onun çözdüğü sorun da işte bu kadar oluyor. Yani çoğu hüsran, çoğu gözyaşı ve pişmanlık... Ondan sonra da bir araya gelip ağlaşırsınız. "Ay kızım beni anlamıyor? Vay oğlum bizden iyice soğudu?"

Hayır hayır... Ne kızınız ne oğlunuz sizden soğumadı. Onlar kendilerini anlayacak, kendilerini dinleyecek, gerektiğinde arkadaş olabilecek ana baba arıyorlar tamam mı? Lütfen çocuklarınızı dinlemeyi bilin. Onlardan kaçmayın, onları kendinizden soğutmayın. Korkmayın, ne arsız olurlar ne terbiyesiz... Çünkü onlar sadece sevmek ve sevilmek istiyorlar...

ÖNE ÇIKANLAR