Ülkemi ve insanını iyi bilirim Türkiye’nin her tarafını karış karış gezmiş bir insanım. “Tapu kadastro müdürleri bile bu ülkenin coğrafyasını benim kadar tanıyamaz” diyebilirim. Film çekimleri nedeniyle, ülkeyi şehir şehir kasaba kasaba, hatta köy köy dolaşmış biriyim. Yurdun her köşesinde alın terim var. Onun için milletimi çok iyi tanıyorum. Bu açıdan diyorum ki, bu ülke ve bu devletin nasıl meydana geldiğini, hangi acılardan hangi sıkıntılardan geçtiğini iyi hesaplamadan; o ülkenin bütün coğrafi ve fiziksel yapısını bilmeden; bir tarih kültürü oluşmadan o ülkenin insanları hakkında ezberden laf söylemek bence doğru değildir. Yani bilgi birikimi olmadan laf da olmaz. Bu bilimsel bir yaklaşımdır. Doğru bir yaklaşımdır. Buna “hayır” diyecek kimse de yoktur. Bu aynı zamanda benim hayat felsefemdir. Yaptığım tüm çalışmalarımda işte bu birikimden yola çıkıyorum. Çünkü ben bu ülkenin insanını tanıyorum. Toplum bizi ilgilendiriyorsa Ben herhangi bir şekilde bireysel kurtuluşu, “kurtuluş” saymıyorum. Şurada üç kişi, beş kişi kendimizi kurtarmış olabiliriz. Benim istediğim öyle birkaç kişinin kurtulması değildir. Ben herkesin kurtulmasını istiyorum. Eğer kalabalıklarla ilgili yaşamayı seviyorsak, onların sıkıntılarıyla ortak olarak acılarda ve sevinçlerde buluşmak istiyorsak, yaşadığımız ülkenin insanlarının sorunları da bizi ilgilendiriyorsa, ferdi kurtuluş kurtuluş olmamalıdır. Bazan diyorlar ki, “Eğlence yerleri iş yapmıyor.” Oraları dolduracak insan yok mu? Var. Ama sınıflar arası uçurum var. Ortadirek denilen kısım ortadan kalkmış... Bir yanda açlar sefiller, bir yanda akıl almaz trilyonerler... Hırsızlar, arsızlar dolmuş bu ülkeye... Şimdi öyle bir kaosun içerisinde, dünyanın en güzel insanları bu ülkede yaşıyor. Mutlu olsam ne fark eder! Bu kadar sıkıntılar içerisinde bizi ayakta tutan toplumsal değerlerimizi, o yüce değerlerimizi, ulusal onura yakışır biçimde çağın gelişen nimetlerinden de faydalanarak ileriye aktarmak için birilerinin kavga vermesi lazım. “O kavgacılardan biriyim” diyorum. Yıllardır aynı şeyi söylüyorum. Önceleri belki tecrübesizliğim sebebiyle ifade edemediğim doğru düşüncelerimi, şimdi daha güzel ifade edebiliyorum. Yoksa fikrimde ve düşüncemde değişen hiçbir şey yok. Kendi mutluluğunu mutluluk saymayan bir adam olarak, kendi ülkesinin sorunlarına biraz daha zaman ayırabilmeyi, işte onun için anlamlı buluyorum. İşte onun için “Herkesin mutluluğu ancak mutluluğum olur” diyorum... Asıl zengin kim? Öyle hanım hamamım, köşküm sarayım yok, ama dünyanın en zengin adamı benim. Çok geniş bir ailem var. Bunların içinde bakıma muhtaç insanlar da var. Ailemin dışında sokakta çevremde dolaşan muhtaç insanlar var. Bu özelliğimden kaynaklanan bir halden olsa gerek, hiçbir tahkikat yapmadan, benim durumumu bilmeden sürekli yardım talebinde bulunuyorlar. Ben de bunlara elimden geldiğince, yardım yapmaya çalışıyorum. Şükürler olsun bundan da mutluyum. Ben inanıyorum ki öldüğüm zaman milyonlarca insan ardımdan gözyaşı dökecek. Ben inanıyorum ki bir gün hiç beş kuruşum kalmasa, elim ayağım da tutmasa, bu ülkenin her kasabasında bir gece kalsam ve desem ki; “Ey ahali ben Kadir İnanır’ım. Aç kaldım. Açıkta kaldım. Beni bir gün misafir edecek olanınız yok mu?” Beni alıp götürür yedirir içirirler değil mi?.. İşte her kasaba, her köyde bir gün kalmak üzere dolaşmaya kalksam buna ömrüm yetmez... Şimdi soruyorum, en zengin kim? Hem de seyahat yaparak, her evde ayrı bir izzet ve ikram görerek... Çok şükür alnım açık Arkamdan olsun, yüzüme karşı olsun “Arkadaş, sen böyle böyle diyorsun ama, sen bu lafları acımasızca söylerken senin de şu hataların vardı” diyecek bir Allahın kulu yoktur. Çünkü geçmişte alnıma sürülecek bir lekem yok... Ben inançlı bir adamım... Allaha şükür pişman olacak bir hayatım olmadı... Ama zaman zaman şöyle pişmanlıklar yaşadım. Örneğin, anlatayım da ister inanın ister inanmayın... Dostlarımı kaybettiğime pişman oluyorum... Adamcağıza herhangi bir zaman herhangi bir şekilde yardım etmişim... İyilikte bulunmuşum... Ama adam daha sonra mahcubiyetinden dolayı beni görünce yolunu değiştiriyor... Ben böyleleriyle karşılaştım biliyor musunuz? Onun dışında şükürler olsun Allaha pişmanlık duymadım... Yüce bir milletiz Benim hedefim onyedi yaş grubu... Bu grup onsekiz sene sonra 35 yaşında olacak ve bu ülkede söz sahibi olacak. Bu grubu çok iyi yetiştirir, bu iletişim çağında modern zamanda, global dünyada ülkeyi ve insanımızı ayakta durdurabilecek şekilde yetiştirebilirsek yeter... Şöyle bir bakın çevrenize, dört bir tarafınız kuşatılmış. Siz yüce bir milletsiniz. Hem tarih olarak hem erdem olarak hepsinden yücesiniz. Senelerce yönetmişsiniz çoğunu. Haliyle adamlar senden halen korkuyor... Bunu kırmak için ellerinden gelen herşeyi yapıyorlar. Zaten dünya globalleşmiş. Herkes bu ülke üzerine hesaplar etmekte... Bir sürü olumsuz iç ve dış gelişmeye karşı asıl insanı üzen bunlara içerden yardım etmek isteyen hainlerin var oluşu... Bu hainleri bulup onlardan kurtulmamız lazım... Ülkenin geleceği bu hainlerden temizlendiği zaman çok parlaktır... Sinemaya ilk baþladýðým gün... Sinema günlerim öyle bir iki anýya sýðar mý hiç?.. Dile kolay 160 film yapmýþým... TV dizilerinde oynamýþým. Anýlar kitaplara sýðmaz. Ama ben burada sinemaya ilk baþladýðým gün yaþadýðým ve bir bakýma benim için “Hoþ geldin” demek olan hatýramý anlatayým... Yýl 1969... Daha sinemaya ilk baþladýðým gün... Birinci filmin çalýþmasýný yapýyoruz... Kuru sýký tabancalar var biliyorsunuz. Çekimlerde onlardan faydalanýyoruz. Bir çekim esnasýndayýz. Bu arada kuru sýký tabancayý dolduran çocuk elindeki tabancayla oynuyor... Hatta, rahmetli Erol Taþ “Oðlum öyle oynama bir kaza yaparsýn” falan demeye kalmadý, çocuk tabancayý iþaret parmaðýna takmýþ oynarken, birden tabanca “güm” diye patlayýverdi... Patlamasýyla birden, sol göz kapaðýmýn acýyla yandýðýný hissettim. Vurulduðumu anladým... Daha ilk film çekimim... Saat gecenin ikisi... Çaresiz hastane hastane koþturduk... Bu olay bir anlamda “Sinema dünyasýna hoþ geldin” gibi oldu bana... Ama çok acý bir hoþ geldin oldu... Çünkü tam dokuz kez ameliyat oldum... O zaman ülkede göz sahasý o kadar geliþmiþ deðildi. Alman harbinden ülkemize sýðýnan yahudi bir doktor vardý... O doktorun baþarýlý müdahaleleriyle gözümüzü kurtardýk...

