“Bize Kore’ye gideceğimiz söylendi. Biz de Kore'yi Türkiye'nin içinde bir yer sanıyorduk!”
Büyükorhan'da öğretmenlik yaptığım yıllarda bir panel düzenlemiştik. Çeşitli ilçelerden yüze yakın alanında uzman kişilerden oluşan nadide bir topluluk vardı. İlçemizin kalkınması ile ilgili bu panelde tüm katılımcılar konuştular, dinleyenlerin sorularına cevap vermeye çalıştılar. Panelin yöneticiliğini yaptığım için devamlı parmak kaldıran altmış, altmış beş yaşlarında sakallı bir amcamız dikkatimi çekmişti. Çekinmeden, cesurca sorular soruyor ve cevap ona yeterli gelmediyse de itiraz ediyordu. Panel bitince bu amcanın yanına gidip tanıştım. Kore Gazisi Ahmet Amcaymış...
Aradan bir yıl geçmişti. Onunla bir otobüs yolculuğunda yan yana denk geldik. Bana o yolculukta "iki avuç mısır" adlı hikâyesini anlatmıştı.
Ahmet Amca Büyükorhan'ın Sarnıç Mahallesi'ndendi. Onunla hemen hemen her cuma günü pazara geldiğinde oturup konuşuyor, dertleşiyor, çay içiyorduk. Beni bir gün köyüne davet etti. Oraya gitmek için hazırlıklı olmam gerekiyordu. Eniştemlerde kamera kayıt cihazı vardı. Ahmet Amca ile bir sohbet edip onu kayıt altına almak için Ahmet Amcanın yeğeni Kur'ân kursu öğretmeni Ümmet Hocayla beraber köye gittik...
Ahmet Amca bizim için bir ziyafet hazırlamıştı. Kendisi ile aynı yaştaki birkaç kimseyle beraber evinin bahçesinde bizi karşıladılar. Evin kapısında en az 5 metrelik bir Türk Bayrağı asılı idi. Ahmet Amca merdivenlerden inerken asker kıyafeti ile bizi karşıladı.
Sarıldık, gözyaşlarımı tutamadım. O da bize sarılınca ağladı. Karşımızda yetmiş yaşında bir gazi asker vardı. Askerî terbiye içinde bizi karşılamıştı. İkramları yedikten sonra hep beraber evin önündeki oturaklara oturduk ve derin bir sohbete başladık. Ahmet Amca âdeta bir hazineydi. Yaşadıklarını anlatmaya başladı. Ben söyleşi yaptım, yeğeni de bizi sesli bir şekilde görüntüledi, kayıt altına aldı. Ahmet Amca anlatmaya başladı:
“Ben 15.03.1929 yılında Sarnıç Köyünde doğdum. Okul olmadığı için okula gidemedim. Okuma yazmam yok. Askere gitmeden önce çobanlık yapıyordum. Evlendim, bir çocuğum dünyaya geldi. İlk olarak askere Balıkesir Çayırhisar'a gittim. Orada dört ay kaldım. Oradan da Konya Orduevi'ne gönderdiler. Oradan da Gaziantep'e gönderdiler. Oraya varınca Kore'ye gideceğimizi öğrendik. Biz Kore'yi Türkiye'nin içinde bir yer zannediyorduk. Cahillik işte…"
DEVAMI YARIN

