"Erzurum Atatürk Üniversitesi Sınıf Öğretmenliği, 2. Sınıfta okuyan, aslen Denizlili olan Hasan Pişken''in hatırası kardeşiyle ilgili.
"Ben gazetenizi, öğrencilik haliyle pek fazla takip edemiyorum. Ama her fırsatta okuyorum. Unutamadığım bir hatıramla ben de köşenize katılmak istiyorum. "Kardeşim Kerem ile aynı zamanda iki arkadaştık. Annem öleli kısa bir zaman olmuştu. Babam ise biraz yaşlanmış ve annemin gidişi onu biraz daha yıpratmıştı. Bizim buranın suyu güzel, toprağı verimli Cennet gibi bir yerdir. Babam boş zamanlarını bahçemizde geçirirdi. Kardeşim Kerem, ben ve babam beraber yaşamaktaydık. Hayatımızda birisinin eksik olmasına rağmen, hayat yine de güzeldi. Bir gün okul dönüşü eve gelince; babamı üzüntülü bir şekilde, tahta masanın başında otururken gördüm. Bu saatlerde işte olması gerekirdi. Çünkü bu hafta gececiydi. Babam bir tekstil fabrikasında vardiyalı çalışan usta başıydı. Kardeşimin ise bu saatlerde evde olması gerekiyordu. Ben onu odasında ders çalışıyor zannediyordum. Kardeşim Kerem ortaokulda okuyan, sınıflarını hep teşekkürle geçen çalışkan bir öğrenciydi. Babamın yanına oturdum. Geldiğimi bile farketmemişti:
-Sen ne zaman geldin? -Biraz önce geldim baba.
Biraz sessizce oturduktan sonra babama niye üzgün olduğunu sordum. Babam da Keremin bu saate kadar gelmediğini söyledi. Oysa Kerem hiç böyle yapmazdı. O okula sabahları giden bir öğrenciydi. Akşamın yedisi olmuştu hâlâ eve gelmemişti. Tahta masada saat 24.00''e kadar kardeşimin gelmesini bekledik. Babamın düşüncelerini okuyabiliyordum. "-Kerem nereye gittin. Hacer Sultan eğer sen olsaydın böyle olur muydu?" diye düşünüyor ve içten içe ağlıyordu. Bunu gözlerinden okuyabiliyordum. Haklıydı babam, annem olsaydı böyle olmazdı. Çünkü Kerem annesini çok seven, ona bağlı olan ve sözünden çıkmayan biriydi. Uyumaya çalıştım ama nafile, gözüme uyku girmiyordu. Hem annemi düşünüyor hem Kerem''i düşünüyor, hem de babamın haline acıyıp üzülüyor ağlıyordum. Sabah oldu. O gün okula gitmeyecektim. Babam çoktan Kerem''i aramaya çıkmıştı. Ben de şaşkınlık içindeydim. "Babamın arkasından mı gideyim?" Çünkü babamın kalbi iyice zayıflamıştı. Yoksa "Kardeşimi mi arayayım?" Çaresiz kala kalmıştım. Neden sonra, kardeşimi aramaya başladım. Öğlene kadar mahallede sormadığım ev, sormadığım kişi kalmadı. Çaresiz eve dönüp babamın gelmesini bekledim. Babam da bitkin ve yılgın bir şekilde eve geldi. Ona biraz moral vermeye ve yemek yedirmeye çalıştım. Ama başaramadım. O gün de Kerem''siz akşam oldu. Oysa iki gün öncesine kadar üzüntüyü yeni yeni unutmuş, baba oğul mutlu olmaya alışıyorduk. Oysa şimdi... Babam artık üzüntüsünü iyice belli ediyordu. Sayıklamaya dahi başlamıştı. "- Hırsızlar mı götürdü yoksa? Eğer onlar götürdüyse mutlaka fidye isterler. Bizim hiç paramız yok ki. Yoksa onu öldürdüler mi? Eğer onu öldürdülerse..." Böyle kendini kuruyor, sonra ağlamaya başlıyordu. Tam iki gün bekledik. Aksine ikimizin de aklına ne polis ne karakol geliyordu. Babam, üçüncü gün Antalya''ya amcamın yanına gitmişti. Ben de köyümüze gittim. Köyde herkes üzgün olduğumu anladı.
Kolay mı, kardeş acısı? Kolay mı onu belli etmemek? Kerem köyde olmayınca akrabalarımızın bulunduğu İzmir ve Aydın''a gittim. Köyde topladığım para bitince geri dönmek zorunda kaldım. Arabada, trende, durakta hep aklımda Kerem, Kerem, Kerem.... Eve döndüm. İçeri girdim bir de ne göreyim. Kerem ve babam masada oturuyorlar. İçeri girer girmez kapıda bayılmışım. Ayıldığımda Kerem ve babam yatağımın yanında oturuyorlardı. Keremin bana sarılmasıyla ağlaması bir oldu. Kerem annemin üzüntüsünden olsa gerek derslerine çalışamamış ve ilk dönem için karnesinde zayıf dersi varmış. Çünkü Kerem annemi çok severdi. Kolay değil tabii ki, onun yokluğuna biz dayanamadık Kerem nasıl dayansın küçük yapısıyla. İşte Kerem zayıf dersin korkusuyla ve mahcup olmamak için Antalya''ya amcamın yanına gitmiş. Babam çok yorulmuş halsiz kalmış tam anlamıyla yaşlanmıştı sanki. Ama Kerem''in geri gelmesi onu bir nebze rahatlatmış ve mutlu etmişti. Kardeş sevgisi çok güzel ve tarifi imkansız bir duygudur. Eğer kardeşini kaybeden varsa bu acıyı bilir.

