Balıkesir''den "İsmimi yazmayın" diyen okuyucumuzun hatırası, ailede kendisine yapılan evlat ayırımıyla ilgili. "Bu mektubu yazmak aklımın ucundan bile geçmiyordu. Ama yazarsam belki rahatlarım diyerek kaleme sarıldım. Şu an yirmibir yaşında bir genç kızım. Biz, üç kız dört oğlan yedi kardeşiz. Ben altıncı numarayım. Babamın evde diktatör bir kişiliği var. Annem ise duygusal ve genelde duygularına yenik düşen bir kadın. Babam, kız evladına önem vermeyen hatta onu insan yerine bile koymayan bir anlayışa sahip. Bunun için ortanca ablam liseyi takdirle bitirdiği halde üniversite imtihanlarına gönderilmedi. Hatta ablam bu yüzden: "Ben lisede bile takdir getiren başarılı bir öğrenciyim. Nasıl olur da benim okuma hakkım engellenir" diye bunalıma girdi inanın. Ama kimin umurunda. Zaten en büyük ablam, evin ilk kızı diye, anneme evde yardım etsin diye okutulmamıştı. Şu anda evli ve bir çocuk anası. Gerçi baba evindeki şanssızlık koca evinde de devam ediyor ama kadıncağız yuvam yıkılmasın diye her türlü ezaya sabrediyor. Gelelim bana... Ben böylesi bir evde ne kadar çocukluğumu yaşayabilirdim ki? Onbeş yaşımdayken yeğenimin bakıcısı oldum. Büyük ağabeyimin çocuğundan her şeyiyle ben sorumluydum. Yemesinden içmesine, uyumasından temizliğine kadar her şeyiyle... Bunlar bir kenara, çocuğun kendi yaptığı en ufak bir olayda bile hemen ben sorumlu tutulurdum. Es kaza yere düşse, "Niye ilgilenmedin?" ağzına bir şey alsa "Niye görmedin?" gibi hep bana çıkışılırdı. Bunları da sineye çekiyordum ama babamın bana olan tavrı yok mu, işte o ciğerime işliyordu. Hepimiz aynı evde oturuyorduk. Dolayısıyla evde şöyle bir dakika olsun oturduğumu görse, hemen bağırırdı babam: -Yengen çalışıyor da sen niye boş boş oturuyorsun? Oysa sabahtan beri evin temizliğini yapan ben, bulaşıkları yıkayan ben, sofrayı toplayan ben. Ama yine de bir dakika olsun oturmaya hakkı olmayan yine ben. İşin en kötüsü, babamın bu tenkitlerini duya duya yengemin de huyu değişti. O da benim boş durmamdan rahatsız olmaya başlamıştı. İyi de ben bu evin hizmetçisi miydim, yoksa kızı mı? O benim yeğenim ise yengemin de çocuğuydu. Ben onun her türlü bakımından sorumluydum da, annesi olarak o hiç mi sorumlu değildi? Ben titiz biriyim. Oturduğum evin temiz derli toplu olmasını istiyorum. Birgün baktım ki yeğenim üstü başı çamur içersinde eve gelmiş. Yengem onu öyle gördüğü halde ağzını açıp da bir kelime etmiyor. Annem de hiç ses çıkartmıyor. Ben duramadım, dedim ki: -Çamurlu üstünle içeri girme! Üstünü çıkart öyle gir! Vay ben miyim böyle söyleyen. Hemen yengem bana döndü: -Sen benim çocuğuma nasıl böyle karışırsın? -Üstü başı berbat görmüyor musun yenge? O halde içeri mi girsin? Daha yeni temizledim ortalığı. Bunun üzerine yengem benimle küstü. Maksadını anlamıştım. Onun bu hali akşam ortaya çıkacak, babam sebebini soracak sonunda kabak benim başıma patlayacaktı. Biliyordum ama elimden ne gelir ki? Yine öğle ve akşam yemeklerini yaptım. Sofrayı hazırladım. Babam da gelmişti. Ama yengem yok. Nerde dersiniz? Tabii ki boykotta.
Korktuğum gibi babam yengemin gelmediğini, hasta olup olmadığını sordu. Ben de: "Hasta falan değil odasında" dedim. Allahtan babam bu kez üstelememişti. Konu kapandı sanıyordum. Meğer yengem daha ağırını düşünüyormuş. Ertesi sabah, babama: "Kızın beni ve oğlumu evden kovdu "diye gammazlamış. Durumu babama anlatmama rağmen babam bana değil, yengeme inandı. Artık konuşacak söz bulamıyordum. Adeta beynim durmuştu.
İkinci kez intihara kalkıştım. Fakat inancım gereği yaptığım işin çok büyük günah olduğunu bilerek vazgeçtim. Diyeceğim o ki, bir evde kız evlat, evlattan sayılmıyorsa vay o çocuğun haline. Buradan anne babalara seslenmek istiyorum, ne olursunuz evlat ayırımı yapmayın. Kız evlat olmak ayıp mı, günah mı, suç mu?

