Biz şehadet mertebesine inanan bir milletiz. Şehitler ölmez diyen bir milletiz. Gün geçmiyor ki gazetelerde şehit haberi olmasın. Fatih''ten sayın Rabin Şengil''in faksı da bu duyguları içeriyor. Diyor ki okuyucumuz, "Şehitler ölmez" denilince hep komşumuzun anlattıklarını hatırlarım.
"Komşularımın İstanbul dışındaki fabrikaları henüz yeni inşa edilip imalata başladığı yıllar. Tekstil işiyle uğraşıyorlar. Ailede baba ve oğulların yanı sıra kızlar da ikinci derecede idari ve imalat konularında çalışıyorlar. Fabrikanın imalata başlamasının üzerinden çok geçmemişti ki garip ama bir o kadar acayip olaylar olmaya başlıyor. Bir gün fabrika bekçisi ile sabah işe yeni gelen patronun arasında şöyle bir konuşma geçiyor: -Patron dün gece çok garip bir olay oldu. -Hayrola ne oldu? -Efendim, dün gece fabrikanın dış demir kapısının emniyette olup olmadığını kontrol için kilide baktım, kilitliydi. Bekçi kulübesine gitmek için bir iki adım attım. Arkamdan kilidin "çıt" dediğini ve ardından demir kapının ardına kadar açıldığını gördüm.
-Nasıl olur bu? Kapı otomatik değil ki? -Ben de biliyorum efendim. Şaşırdım. Tekrar geri dönüp kilitledim. Tekrar bekçi kulübesine gidiyordum ki kapı tekrar ardına kadar açıldı. Tüylerim tiken tiken oldu. Ben bu fabrikada kalamam. -Sen ya korku romanı okudun ya korku filmi izledin oğlum. Hiç öyle şey olur mu? Tamam bu akşam yanına bir kişi daha vereceğim. Beraber kalırsınız korkma. O akşam iki kişi nöbet tutuyor. Bir şey de olmuyor. Patron ertesi gün çağırıyor bekçiyi. "Bak görüyorsun ya bir şey yok. Sen o gece korkmuşsun" diyor. Ertesi günü bekçi içi rahat tek başına nöbete kalıyor. O gece yine kapı ardına kadar açılıyor. Bunun üzerine bekçiyi tutana aşk olsun. Bekçi işi bırakıp gidiyor. Bu defa başka bir bekçi buluna kadar işçiler idare ediyor. Bir olay olmuyor, yeni bekçi bulununca rahatlıyorlar. Çok geçmeden bir gün patronun çevreyi araştırırken gözüne askeri bir sığınak görünüyor. Bekçiye diyor ki "Bak bakalım bu harabe sığınakta ne var?" Bekçinin bakmasıyla korkudan dilinin tutulması bir oluyor. Bir asker hayali görünce kaçıyor. Gördüklerini anlatıyor ve işi bırakıyor. Fabrikaya gelen bekçiler bu garip olaydan sonra işi bırakıp kaçıyorlar. Şimdi ne yapacaklar? Bu garip olayları kim çözecek?
Patronun hacca gitmiş gelmiş olan babası dini bütün insan. Yıllar önce kalp ameliyatı olmuş. Emekli olunca da boş durmak yerine, fabrikanın imalat bölümünde işçileri koordine etmekle meşgul olmuş. Tabii hacı baba vakti gelince hemen makinaların boş bir yanına seccadesini serip ibadetini yapıyor. Yine böyle bir gün, namaz bitiminde selam verip başını sağ tarafa çevirdiğinde bir de bakıyor karşısında bir asker. Sola da selam verip namazdan çıktıktan sonra askere "Hoşgeldin oğul, kimsin ne istiyorsun?" gibi iyilik hoşluk soracak...
Namazdan çıkıp da tekrar sağa baktığında demin gördüğü askerin yerinde olmadığını fark edince şaşırıyor. Gün görmüş ihtiyar biraz sonra çağırıyor ve oğullarına diyor ki: -Burada bir yerlerde şehit mezarı olmalı.
Patronun aklına hemen askerî sığınak geliyor. Hemen korkmadan girip mezarın etrafını taşlarla çevirip yerini belirliyor. Bu arada askerî ilgililerden de bilgi alıyor. Dünya savaşları sırasında çok şiddetli çarpışmalar olduğunu öğreniyor. Hacı babaları da bundan sonra o şehidin ruhuna da fatihasını göndermeye başlıyor...

