Kaydet
a- | +A

Hekimliğe1980 yılında psikiyatri dalında başladım. Psikiyatri, bilindiği gibi okul başarısızlığından aile geçimsizliğine, davranış bozukluklarından çeşitli sıkıntı, gerginlik ve uyku problemlerine kadar geniş bir sahayla ilgilidir. Bu yüzden toplumun normal dışı kesimini tanıma imkanım oldu... Geçen 17 yıl zarfında öyle hadiselere şahit oldum ki, anlatmak çok zaman alır... * Alkol tüketiminin insanları perişan ettiğini, yuvaların yıkıldığını, kişilerin "yaşayan ölü" durumuna geldiğini, seven iki arkadaşın birbirine vurmaya hatta öldürmeye kadar sürüklenebildiğini, trafik kazalarının çoğuna yol açtığını müşahede ettim... * Ailesini geçindirecek gelirini kumara yatıran, servetini, hatta her şeyini kaybeden insanlar gördüm... * Nefsine uyup da birkaç dakikalık bir zevk uğruna hayatını karartan, ailesini felakete sürükleyen erkeklere, kadınlara rastladım... Hatta bu amansız hastalıkların pençesine düşenleri muayene ettim... * Gençlik yıllarında güzellik yarışmalarında derece almış, peşinde birçok erkeği koşturmuş, fakat yıllar geçince acınacak hale gelmiş hanımların tedavisiyle ilgilendim... * Hak dine karşı çıkan ama garip ve mantıksız inançlara sahip olan kelli felli adamlar tanıdım... * Ufacık bir menfaat için en ağır iftiraları atmaktan, şiddetli yalanlar söylemekten çekinmeyen kişiler gördüm... * Makam sahibi, malı mülkü olan ve gururundan yanına varılamayan bazı insanların bir hastalıkla nasıl acınacak hallere düşebileceklerini gözlemledim... Bütün bunlardan sonra inandım ki bir insanın mutluluğu, Rabbinin karşısında huzurlu, vicdanında rahat olmasıdır. Ve güzel dinimize uymak hakiki saadet ve mutluluk vesilesidir.

Hiç sevmiyorum Ateist ve kötü niyetli kişileri hiç sevmiyorum... Bir insan ateist olabilir... O ayrı bir konu... Ama ateist olup da çevresine bu inancından dolayı saldıran insanları hiç sevmiyorum... Kısaca söylemek gerekirse saldırgan ateistleri hiç sevmiyorum...

Hiç anlamam Bir takım ev ve tamir işlerinden pek anlamam... ayrıca, insanlara oyun oynamaktan, ikiyüzlü gözükmekten hiç hoşlanmam ve anlamam...

Diyorum ki... İnsan toplumla belli bir seviyede ilgilenme durumuna geldiğinde nemelazım diyemiyor... Az çok toplumdaki olaylarla ilgileniyorsunuz. Sizi çağırıyorlar, konuşma yapmanızı istiyorlar, ya da bilgi ve birikimlerinizi yazmanız gerekiyor. Haliyle topluma ve olaylara ilgisiz kalamıyorsunuz.

Halen öğreniyorum En büyük pişmanlığım yabancı dil öğrenmeyişimedir... Şu an yaşım kırkı geçmesine rağmen dil kursuna devam ediyorum. Bu pişmanlığı yaşamış bir kişi olarak, özellikle eğitim ve öğrenimle ilgilenen akademisyen kişilerin en az bir yabancı dil öğrenmeleri gerektiğini hatırlatmak isterim.

Mütevazılık başka... Kendi mesleğimi tatbikte kendimi iyi görüyorum... Mütevazılıkla bilgiyi ayırmak lâzım... Kendimi lanse etmek için değil konu hakkında düşüncemi belirtmek için gerçekten severek yapıyorum...

Haberde basının rolü Psikiyatri kliniğinde nöbetçiydim... Hastaları muayene ederken üç genç bayan geldi... Muhtelif üç gazetede muhabirlermiş... İstanbul''un kenar sentlerinde ortaokula giden bir çocuk intihara teşebbüs etmiş. Onunla görüşmeye gelmişler... "Kimmiş bu intihara teşebbüs, öyle bir hasta yok hasıl olur?" dediğimde güya ipucu vermek için intihar sebebini anlatmaya başladılar. Anlatmak istediklerinin hepsi maneviyata yönelik art niyetli yorumlardı. Bilerek veya bilmeyerek o ağızla konuşuyorlar, benim de onaylamamı bekliyorlardı. Kendilerine şunu söyledim: - Sizin bu yaptığınız temelde yanlıştır... Normal, sağlıklı birisi bu söylediğiniz saçmalıklara inanıp da intihar etmez. Ederse hasta demektir. Paralojik dediğimiz absürd, saçma bir mantıktır bu. Yorumunuz hatalı olacaktır. Okuyucuyu yanlışa şartlayacaksınız. Fakat muhabirler kararlıydılar. Fotoğrafını bile ele geçirmişlerdi. Birisi, "Aslında onunla görüşmemiz çok da şart değil" dedi. Evini öğrendiklerini, oradan ayarlayacaklarını söyleyerek ayrıldılar. Aradan birkaç saat geçti. Gerçekten iyi haber almışlar ki, bahsettikleri çocuk yakınları tarafından getirildi. Hassas, içli bir kişi olduğu anlaşılıyordu. İntihara teşebbüs ettiği doğruydu. Sebebini sorduğumda o kadar değişik şeyler anlattı ki, hayret etmemek mümkün değil. Babası kumarcıymış, her gün eve geç gelir, kazancını kumara kaptırırmış. Evde annesi bu duruma kan ağlarmış. Babası son gün yine bir vukuata sebep olunca, üzüntüsünden intihara teşebbüs etmiş. "Artık dolmuştum" dedi.

Nereden nereye?.. Dinimizde intiharın yasak olduğunu olaydan sonra bildiren öğretmenin sözleri o kadar saptırılmış ki, intihara sebep gibi gösterilmiş. Gazetelerin bu şekilde saptırılmış haberlerinin peşine kim düşecek? Doğru nasıl öğrenilecek? Bu da basının habercilikteki rolünü anlatmak açısından kayda değer sanırım.

Bir hatıra :

Prof. Dr. Ayhan Songar Kliniği...

Prof. Songar hocamızın psikiyatriye hizmeti büyüktür. Pek çok profesör, doçent, psikiyatrist, psikolog yetiştirdiği gibi, sayısız doktora da psikiyatriste de eğitim yaptırmıştır. İşte bu hizmetlerden dolayı, Vakıf Gureba Hastanesi''nde açtığımız Psikiyatri Kliniği''ne onun adını vermek istedim. İstişare ettiğim Dr. Ali Akben, Prof. Dr. İbrahim Balcıoğlu hastane başhekimi Dr. Şaban Odabaş, çok uygun gördüler. Hemen faaliyete geçtiysem de maalesef hastane içinde engeller çıktı. Ayhan Songar hocanın çok sevilmesine rağmen isim verme gecikiyordu. Derken hoca amansız bir hastalığa yakalandı. Artık günleri sayılıydı. Psikiyatri sahasında ismini taşıyan bir müessese bulunmasını çok arzu ediyor, ziyarete gittiğimde soruyordu. Hastane başhekim muavini Opr. Dr. Şenel Yediyıldız o zamanın bakanı Ahmet Cemil Tunç beyden destek alınca hemen günü belirledik ve ilan ettik. Fakat Songar hocanın bu günü görmesini çok arzu ediyor, ama rahatsızlığının buna müsaade edip etmeyeceğini bilemiyordum. Hoca yerinden kalkamıyordu ama televizyon ve videodan töreni izleyebilir, ona moral olurdu. Törene çağrılı ilim ve fikir adamlarının hepsi geldiler. Güzel konuşmalar oldu. Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş hoca açılışı yaptı. Sonra hep beraber hastanede yatan hocaya ziyarete gittik. Gerçekten çok memnun olmuştu. "Ben bir bibliyamanım, binlerce çiftlik kitaba sahibim" dedi ve hepsini adını taşıyan kliniğimize bağışladığını söyledi. Daha sonra Ayhan Hoca''nın akşam haberlerinde açılışı izlediğini duygulandığını ve söz konusu haber bitince kapattırarak bir daha açtırmadığını öğrendim. Hoca o gece ruhunu Rahman''a teslim etti. Hoca''yı sevindiren ve kliniğimize ismini taşımakla şereflendiren bu açılışı unutamıyorum, unutamıyacağım.

ÖNE ÇIKANLAR