Kaydet
a- | +A

Dr. Muzaffer Sertabiboğlu''nun "Kasaba Doktoru" adlı eserinden aldığımız anısını yayınlamaya kaldığımız yerden devam ediyoruz. Doktor, yıllar önce, Hekimhan''da mahrumiyet bölgesinde hükümet tabibi olarak bir gün annesiyle birlikte gelen 13-14 yaşlarında bir kızı muayene eder. Birkaç gün sonra yerleşim yerinden uzak evine bir meçhul şahıs saldırı düzenler. Ertesi gün o adamı araştırır doktor. Ve yardımcısı bir sağlık memuru kısa sürede meçhul adamın kim olduğunu öğrenir... "Sağlık memurum düğümü çözmüştü. Bu saldırgan sarhoş adam, Sıtma Savaş Tabibi, sevgili meslektaşım Dr. K.Ş.''nin evinde çalışan hizmetçi kadının kocası (K. M) imiş. Adana''da cinayetten cezaevinde yıllarca yatmış, yeni tahliye olarak Hekimhan''a dönmüş. Birkaç gün evvel sıtma ilacı almak için annesiyle beraber polikliniğimize gelen ve muayene ettikten sonra Atebrin vererek gönderdiğim kızın babasıymış. İlaç vermeden önce kızını muayene etmemi bir namus meselesi yapmış (daha doğrusu yaptırılmış). Bu sabıkalı katil, tahrik edilerek içirilmiş ve evime saldırtılmış.

Bu olaya bir türlü mana veremiyordum. Dr. K.Ş. ile dosttuk, meslektaştık. Aramızda bir olay geçmemişti. Savcılığa şikayete karar verdim. İlçe hakimi (K.M.)''nin hakkımdaki iyi niyetinden ve adaletinden emindim. Şikayet dilekçemi savcılığa verdim. Dava günü geldi. Hakim, şahit göstermemi istedi. Kasabanın dışında konu komşudan uzak olan evime gece yarısı yapılan tecavüzün şahidi olabilir miydi? Delil yetersizliğinden, takipsizlik kararı verildi; dava düştü. Dava düşse de, bu adama mahkeme bir ders olmuştu, artık tecavüze yeltenmez diye düşünüyordum. Heyhat!.. Yanılmışım. Bir hafta sonra değişik gün aralıklarıyla gece yarısı saldırıları, naralar, kapı tekmelemeler, "erkeksen kapı dışına çık" nameleri huzurumu kaçırmaya başladı. Kapı dışarı çıkıp, erkekliğimi ispat etmedikçe bu yaratık saldırı dozunu arttırıyordu. Kararımı verdim, ruh huzurum için, bu kasabadan ayrılmalıydım. İdari izin alıp Ankara''ya hareket ettim. Sağlık Bakanlığı''nın tayin ve nakillerle ilgili genel müdürüne durumu anlattım. Can güvenliğim ve huzurumun kalmadığını söyleyerek herhangi bir ilçeye tayinimi istedim. Verilen cevap olumsuzdu. Zorunlu hizmetimi bitirmeden tayinimin yapılamayacağı bildirildi. Çaresizdim. Bu kasabada kalmamaya kararlıydım. Naklen tayinim için kuvvetli bir desteğe ihtiyacım vardı. Birden beynimde bir şimşek çaktı. İstanbul Tıp Fakültesi''nde öğrencilik yıllarında güvenini kazandığım Rektörüm Prof. Cemil Bilsel geldi aklıma. Cemil Bilsel Samsun Milletvekili olarak Meclis''e girmiş ve Ankara''ya yerleşmişti. Hemen sabahın erkek saatinde PTT''ye koştum. Telefon rehberinden telefon numarasını ve adresini öğrenip evine telefon ettim. "Kabul buyurulursa ziyarette bulunmak isteğimi arz ettim. Gayet nazikane "Buyurun kahvaltıya bekliyorum" dedi. Sevinçten uçuyordum.

Bir taksiye atlayarak evine gittim. Kendimi tanıttım. "Bir yolsuzluk nedeniyle hakkında tahkikat açılıp üniversitedeki işine 1944 yılında son verilen Histoloji Doçenti (S.M) için fikrine başvurduğunuz öğrenciniz benim" dedim.

Olayı iyi hatırladığını söyleyerek beni dikkatle dinledi. "Huzurum yok, can güvenliğim yok, bu ilçede artık çalışamam" dedim. Hak verdi ve hemen zamanın Sağlık Bakanı Dr. Kemali Beyazıt''a telefon etti. Beni alarak Bakan''a götürdü. Bakan bizi kapıda karşıladı. Cemil Bilsel, Bakan''ın fakülte yıllarının da Rektörü idi, olayı aynen Sağlık Bakanı''na da anlattım. Haklı buldu. Hemen telefonla Özlük İşleri Genel Müdürü''ne talimat verdi. Antalya''nın Gündoğmuş ilçesine naklen tayinim çıktı. Ne hayallerle, hizmet için geldiğim bu güzel şirin ilçeden ayrılıyordum; gerekeni yapamamış, yaptırılmamış bir hekim olma hüznünü duya duya...

ÖNE ÇIKANLAR