Kaydet
a- | +A

“Şimdi ben de ihtiyacı olanlara el uzatıyorum. O çaresizliği kimse yaşasın istemiyorum...”

Esmeray’ın hayatını anlatmaya bugün de devam ediyorum...

Yıllar bir film şeridi gibi geçti gözlerinin önünden... "Bak Esmeray kızım" demişti Ayşe Teyze, elindeki elli lirayı Esmeray’ın avucuna bırakırken: "Bu ne sadakadır ne de borç. Bu, yavruların geleceğine bir nefes olsun."

O elli lira, o gün dünyalara bedeldi. Esmeray o parayla çarşıya koşmuş; üç önlük, üç pantolon ve üç çift ayakkabı almıştı. Çocuklarının o yeni kıyafetleri giydikleri andaki gözlerindeki ışıltıyı, kırk dokuz yaşına gelse de o günü ve o iyiliği hiç unutmamıştı...

Nereden nereye... Şimdi balkonunda otururken yanaklarından süzülen yaşları sildi.

"Mekânın cennet olsun Ayşe Teyze" diye fısıldadı. "Sen bana el uzattın, ben de bugün başkalarına el olabiliyorum."

Esmeray artık feraha ermişti, durumu iyiydi. Çocukları büyümüş, kendi yollarını çizmişti. Ama o, bir sabah olsun "Bugün de dinleneyim" dememişti. Komşuları ona hayretle bakıyordu. Bir gün mahalleli bir hanım sordu:

-"Be Esmeray Abla, artık evin var, maaşın var, çocukların kurtuldu. Neden hâlâ sabahın köründe kalkıp ev temizliğine gidiyorsun? Neden hâlâ gece yarılarına kadar dikiş dikip, tepsi tepsi baklava açıyorsun?"

Esmeray, unlu ellerini önlüğüne silip gülümsedi. Gözlerinde derin bir vakar vardı:

"Bak Hanım" dedi sesi titreyerek ama kararlı: "Çalışmak benim için sadece para demek değil, şükür demek. Ben yiyecek ekmeği yokken bugünlere tırnaklarımla kazıyıp geldim. Elim ayağım tutarken durmak, o zor günlerde bana el uzatanlara ve kendi emeğime haksızlık olur. Bu dikiş makinesinin sesi, bu fırından çıkan böreğin kokusu benim yaşama sevincim..."

Gözyaşları içinde anlattığı hikâyesini şu sözlerle bitirdi:

"Şimdi ben de ihtiyacı olanlara el uzatıyorum. Kırk dokuz yaşındayım. Bir zamanlar o önlük parasını bulamadığımda hissettiğim o çaresizliği kimse yaşasın istemiyorum. Hem çalışıyorum hem paylaşıyorum. Bel fıtığım sızlıyor bazen, doğrudur; ama başımı yastığa koyduğumda çocuklarıma 'beraber başardık' demenin huzuru hepsine değiyor..."

Esmeray, ayağa kalktı. Mutfaktaki masanın üzerinde açılmayı bekleyen yufkalar, dikilecek elbiseler vardı. O, Anadolu’nun bağrında doğan, karanlığa mahkûm edilmek istenirken kendi ışığını yakan esmer bir kadındı...

Basri Güler-Emekli Başöğretmen

Ünal Bolat'ın önceki yazıları...