Boğazım düğümlendi. “Unutursam” dedim, “bu dağlar bana hakkını helal etmez.”
Köy öğretmenliğimi öğrencilerimle unutulmaz yıllarımı anlatırken hâlen duygulanırım. Mehmet’in annesinin “Hocam çocuklar artık okulu bırakmak istemiyor” demesiyle anladım. Değişim yavaş ama derindi. Bir gün ders bitiminde Elif yanıma yaklaştı.
“Öğretmenim” dedi çekingen bir sesle, “ben gerçekten doktor olabilir miyim?”
Diz çöküp gözlerinin içine baktım.
“Elif, kar ne kadar kalın olursa olsun altında tohum büyür. Sen çalışırsan neden olmayasın?”
Fatma araya girdi:
“Öğretmenim o zaman ben de öğretmen olacağım. Sizin gibi düşe kalka okula geleceğim.”
Sınıf güldü. Tahtaya büyük harflerle yazdım: ‘İmkânsız’ kelimesi tembel insanların bahanesidir. Cemal el kaldırdı.
“Öğretmenim tembel olmamak için ne yapacağız?”
“Her gün bir adım atacaksınız” dedim. “Küçük ama düzenli.” O gün ders matematik değildi, hayattı. Dört yıl. Karlar yağdı, eridi. Çocuklar büyüdü. Bazıları ortaokul için ilçeye gitti. Köyde artık okuma oranı artmıştı. Veda günü okulun önünde toplandılar. Emin Köse elimi tuttu:
“Hocam, bu köy sizi unutmaz.”
Yusuf Amca gözlerini sildi. Bizim evin kapısı sana hep açık.”
Çocuklar etrafımı sardı. Fatma fısıldadı:
“Öğretmenim söz ver, bizi unutma.” Boğazım düğümlendi. “Unutursam” dedim, “bu dağlar bana hakkını helal etmez.”
Aradan yıllar geçti. Bir gün telefon çaldı: “Öğretmenim ben Elif. Tıp fakültesini kazandım.”
Bir başka gün mesaj geldi:
“Öğretmenim ben Fatma. Atandım… Öğretmen oldum.”
Gözlerim doldu. O an gaz lambasının ışığında yaptığımız sohbetler, kar tünelleri, kar topu savaşları bir film gibi geçti gözümün önünden. Anladım ki… Bir köy okulunda yakılan küçük bir ışık, yıllar sonra memleketin dört bir yanını aydınlatabiliyormuş.
Yeniçevre’nin çocukları bana şunu öğretti:
Zorluk, vazgeçmek için değil güçlenmek içindir. Sevgi olmadan bilgi eksiktir. Öğretmenlik, sadece müfredat değil, karakter inşa etmektir. Bugün hâlâ haberleşiyoruz. Bayramlarda mesajlar gelir. Kimi mühendis olmuş, kimi öğretmen, kimi hayvancılığı modernleştirmiş. Ama hepsinin sesi aynı:
“Öğretmenim, iyi ki bize gelmişsiniz.”
Ben de içimden aynı cümleyi kurarım: “İyi ki o karlı dağlara gitmişim.” Çünkü bazen insan bir köye öğretmen olarak gider… Ama oradan hayat dersi alarak döner...
Basri Güler-Emekli Başöğretmen

