Kaydet
a- | +A
Ne o sinema kaldı ne o seyirci Şimdi sinema, piyasada bir ekol olarak varlığını sürdürecek konumunu kaybetti. Bir kere eski seyirci potansiyeli kalmadı. Seyirci ki sinemanın oluşumunda temel unsurlardan biridir. İkincisi de finans kaynaklarının hemen hepsi, bir koyup üç almanın peşine düşmüş durumda. Görüyorsunuz artık rant konuşuluyor her zeminde. Bütün bu olumsuzluklara ilave olarak, günübirlik televizyon dizileri de eklenince sinema can çekişmeye başlamıştır. Arada bir çıkan filmler de ekstrem deneme olarak kalmak durumundadır. Devletten gelen kimi yardımlar, ancak bu can çekişmeyi biraz daha uzatmaktan öteye gitmiyor. Ama suç sinemanın kendisinde değil. Sinema bu konuma sadece kendi beceriksizliği veya kalitesizliği sebebiyle gelmedi. Bunu da tespit etmek gerek. Dehşete düşüren espri!.. Sinemada hayatı daha güzel yakalama şansımız var. Biliyorsunuz sinema 24 kareden oluşan bir hareketlilik. Orada, yaşamak için kavga eden insanları görüyorsunuz. Meğer ki, beynimiz de gördüklerini tıpkı sinema filmi gibi parça parça algılıyormuş. Aynen sinemadaki durgun kareler gibi. Hayat da sinema gibi bir illüzyonmuş. Bu espriyi yakaladığınızda dehşete düşüyorsunuz. Sürekli olarak hayatınızın filminin kare kare çekildiğini düşünün. Ve bu filmin ne zaman biteceğini bilmediğinizi. Bu gerçeği yakalayıp da fiili planda ona uygun bir davranışı sergileyememek çok acı. Yani hayatın gerçek olmayıp yok olduğunu, karelerle yaşanan bir hayatta sınava tabi tutulduğunuzu bildiğinizde mesele kalmıyor. Öyleyse bu hayat denen filmi en uygun şekilde oynamak lazım. Senaryoyu okumadan Birgün televizyon kanallarından bir dizi teklifi gelmişti. Ama bu bir diziyle kalmayacak peş peşe diziler çekilecekti. Dediler ki: -Siz çok titizsiniz ama bu çark, gerektiğinde çok kısa bir sürede bir filmi çekip atmayı, hatta bazen senaryoyu bile okumadan çekime başlamayı gerektiriyor. Ekonomik yönden oldukça olumsuzluk içinde olmama rağmen, bu tarz film çekimine karşı çıktım. Halen de söylüyorum. Hangi konumda olursam olayım, önüme de trilyonları koysalar bana asla müstehcenlikle ilgili film yaptıramazlar. Çünkü burada hayatımıza hakim olan bir bakış var. Yanlışı gösterirken bile saf gönülleri rencide etmemek lazım. Yani diğer bir deyişle kaş yaparken göz çıkartmamak lazım. Sanatçı denince Türkiye''de tüm değer yargıları alt üst oldu. Herkesin olaylara bakışı farklı oldu. Kaliteli nedir, kalitesiz nedir, ne iyidir, ne güzeldir herkese göre farklı değerlendirilir oldu. Bu bağlamda ben fikir olarak hayatın nirengi noktasına doğru kendini sorgulamayan, yaratılış gerçeklerini aramayan hiçbir sanatçıya sanatkar diyemiyorum. Çünkü bana göre sanat, asıl sanatkarı gerçek anlamda bilebilmektir. Mesleğin zirvesinde olmak Eğer sinemacı olarak şimdiki aklım olsaydı, evlenmek, çoluk çocuk sahibi olmak gibi hayatın olağan akışı içerisinde günübirlik meşgaleye dalmadan önce, işimin ve mesleğimin en iyisini olmak için gereken araştırmayı fazlasıyla yapıp, işimin en mükemmelini yakalayabilen bir insan olarak mesleğimde kendimi yetiştirmek isterdim. TV çıktı mertlik bozuldu Köroğlu''nun, "Tüfek icad oldu mertlik bozuldu" dediği gibi, televizyon çıktıktan sonra da mertlik bozuldu. Televizyon, insanları bir anda şöhrete çıkartıp, bir anda ortadan kaybedebiliyor. Sinema öyle değildi. Sinema uzun solukluydu. Meşhuru birden bire meşhur olmuyor, zirveye çıkanlar ise yıllarca zirvede kalabiliyorlardı. Burdan televizyona söz söylediğim anlaşılmasın. Televizyon, Türkiye''nin baş döndürücü hızda gelişmesinde en büyük payı olan unsurlardan biridir. Elbette bu baş döndürücü yayıncılıkta sürekli kaliteli iş, sürekli kaliteli insan, sürekli kaliteli çalışma bulmanız zor. Çok idealist kanallar bile bugün seyirci kitlesine ulaşmak için çaba sarf ediyor. Bugün televizyon dizilerinin hemen hepsi, algı olarak zeka yaşı onbeş olan bir insan tasarlanarak yapılıyor. Aksi tadirde reyting yapmak zordur. Bu açıdan diyorum, televizyon çıktı mertlik bozuldu. Bir gün evet dersem... Şimdiye kadar bana gelen sorular hep basma kalıp olurdu. Oysa bir konuyu bir bütün olarak düşünmek lazımdı ki, siz de bunu ortaya koymuşsunuz. Çok hoş. Bir insan olarak sadece yaptığınız ve yaşadığınızla değil, düşündüğünüz arzu ve hayallerinizle de kendinizi ifade edebilmeniz lazım. Ben futboldan hiç anlamam. Politika zaman zaman söz konusu oluyor. Zaman zaman teklifler geliyor. Ama ileride bir politik karar verecek olursam, herhalde bu benim hayatımda verdiğim yanlış kararlardan biri olabilir. Çünkü politikanın o başta sözünü ettiğimiz metafizik dünyaya bir katkısı olmayacağını düşünüyorum. Politikada makam var. Şöhret var. Var da var... Bunları bir yana bırakıp da metafizik ürpertileri hissedebilerek yaşamak zor şeyler... Uçakan''dan bir hatıra Yalnız değilsiniz Yazarlar Birliği''ndeydim Ankara''da. Tesettürlü bir hanımdı çaylarımızı ikram eden. Dediler ki beni göstererek: -Mesut Uçakan işte bu. Müthiş heyecanlandı birden. Eli ayağı titremeye başladı. Ben de şaşırdım ve sordum: -Niye bu kadar etkilendiniz ki? Kızcağız yarı ağlamaklı şunları söylemeye çalıştı: -Hayatımıza o kadar etkiniz oldu ki kelimelerle anlatamam. "Yalnız Değilsiniz" filmimi kast ediyordu. "Ben de daha önce kendi uçuk duygularıyla giyinen ve öyle yaşayan biriydim. Yalnız Değilsiniz filmini izledikten sonra, hayatıma yeni bir yön verdim. Ama annem babam bu yeni yaşayışım üzerine bana müthiş baskı uyguladılar. Onlarla uzun süre mücadele ettim. Ama sonunda ben galip geldim. Şimdi annem de benim gibi giyinmeye başladı, babam da ibadete... Ailecek hayatımızın düzelmesine, huzura kavuşmasına sebep oldunuz. O bakımdan sizi karşımda görünce bir tuhaf oldum. Kusura bakmayın." Dedim ki içimden, "Beşyüz milyon film çeksem, trilyonlarım olsa neyi ifade ederdi böyle bir sonucu olmayınca?"
ÖNE ÇIKANLAR