Van''dan, rumuzumu "Güvercin" olarak yazarsanız memnun olurum diyen okuyucumuz, sonu yine keşkelerle biten aşkını kaleme almış. "Bir 24 Kasım''da tanıştık onunla. Kendisi askerdi. İlk başlarda bana ismini verdi. Günler geçti, aylar geçti kendisiyle çok iyi arkadaş olduk. Git gide ona aşık olmuştum. Kendisi de beni sevdiğini söylüyordu. Ben de onun her sözüne inanıyordum. Onunla tam bir buçuk yıl arkadaşlık yaptım. Aslında kendisine hayatımı verdim. Ama hem de gözümün içine baka baka yalan söylediğini hiç bilemezdim. Kendisi bana " İstanbul''da oturuyorum" demişti. Gerçekte hiç de İstanbullu değilmiş. "Üniversiteyi bitirdim" demişti, ama liseyi zar zor bitirmiş. "Evde yalnız iki çocuğuz" diyordu. Yani iki kardeş olduklarını söylüyordu. Çıka çıka yedi kardeşi çıktı. "Annem hakimdir" demişti, o da bir ev hanımı çıktı. Bunları bir bir öğrendikçe kahroluyordum. Birgün dedim ki kendisine: -Neden bana bu kadar çok yalan söylüyorsun. Cevabı yine o masumca sözlerin arasındaydı: -Hepsini seni sevdiğim için. Aylarca böyle görüştük. Kendisini çok seviyordum Sonra bir gün bana isminin bile doğru olmadığını, gerçek isminin aslında başka olduğunu söyledi. Düşündüm burda ne yapmalıydım. "Artık onu sevmeyeyim" diyordum. Ağzım öyle diyordu ama gönlüm ferman dinliyor muydu? "Görüşmeyeyim" dedim, o beni yine aradı. Üstelik benimle konuşurken bir arkadaşımın ablası ile ve en yakın arkadaşımla beni aldattı. Her zaman bana arkadaşımı sorardı, ben de bir art niyet olamaz gibisinden onun hakkında sorduklarına cevap verirdim. Birgün, bana oynadığı oyunları öğrenince kahroldum. Günlerce küskün kaldık. Ama o yine hep aradı. Nasıl oldu ne olduysa dargınlığımız sona erdi.
Ona resimlerimden verdim. Kasetler doldurdum. Künye aldım. O da bana aynılarından verdi. Benim bir tek farkım vardı ondan. Ona kalbimi de vermiştim. Her zaman derdi ki: "-Bir genç kızın kalbi cam parçasına benzer. Kırıldığı zaman asla onarılamaz." Ama kalbimi en çok kendisi kırdı. Birgün bir de baktım ki kapımızın önünde. O an ne yapacağımı şaşırdım. Bir adres sorup gitti. Bir on dakika sonra iri bir çocuk ile bana kolye ile mektup göndermişti. İşte böyle hoş sürprizler yaptıkça onu daha çok seviyordum.
Ayrılmamıza günler kalmıştı. Artık her gün onunla görüşüyorduk. Günümüzün çoğu beraber geçiyordu. Ta ki 98 Temmuzuna kadar. O gün uçakta ayrıldı burdan. Havaalanında bile kendisiyle konuştum. "Beni bekle gittiğim gibi geri geleceğim" dedi ve gitti.
Bu sırada sözünü ettiğim kız arkadaşım da evlenip gitti. Ben ne zaman onu ararsam, o evlenip giden arkadaşımı soruyordu. Bir gün yine kendisini aradım. Kıbrıs''a gittiğini söylediler. Telefonunu aldım, orayı da aradım. Aylar sonra geri dönecekmiş. Aylar geçti. Birgün evini aradım. Bir bayan ile görüştüm. Kendisi onun eşi olduğunu söyledi. O an şoka girdim. Benim canımdan çok sevdiğim insan meğer evliymiş. Yalan olduğunu sandım. Ama gerçeğin ta kendisiydi. Artık onu hiç aramıyordum. Ama o yine beni aradı. Onun kızkardeşi tarafından yapılmış bir şaka olduğunu söyledi. Ben de ister istemez inandım. Kendi kendime "Acaba aptal mıyım?" diye düşündüm. Ama ne var ki onu çok seviyordum.
Bu arada beni istemeye geldiler. Gelen çok iyi insandı ama ben başkasını seviyordum ve kimsenin hayatıyla oyun oynayamazdım. Yine aylarca onu bekledim. Çünkü bana bir gün evleniriz demişti. Bir gün yine beni aradı ve beni istemeye geleceklerini söyledi. Gelecekleri günü bile bana söyledi ve annemlere haber vermemi istedi. Ama ben kimseye söylemedim. Gelecekleri günün zamanı geldi, ama gelmediler. Beni yine aldatmıştı. Bir aptal yerine konulmuştum.
Şimdi 20 yaşındayım. Artık onu aramıyorum. Aramıyorum ama onsuz geçen günlerimde yüzüm gülmedikten sonra.

