Kaydet
a- | +A
Kimdir? Doktorasını Londra Üniversitesi''nden aldıktan sonra Boğaziçi Üniversitesi''nde öğretim üyeliği, bölüm başkanlığı yapan Kavrakoğlu''nun 16 kitabı ve 130''dan fazla bilimsel yayını bulunuyor. ABD''de Fulbright Senior Fellow, Franz Edelman Yönetim Bilimi Ödülü, İngiltere''de Viziting Scientist gibi ödüllere sahip. Ayrıca geliştirdiği mikrofonla Guinness Rekorlar Kitabı''na geçti. Enerji sorunu Konu Türkiye''nin enerji sorunu. Bu sorun bundan 25 sene önce günceldi. Bu konuda da kapsamlı bir çalışma yapmamıza rağmen, uygulamayı sürdüremediğimiz için gene gündeme geldi. Sene 1974. Ben ABD''de Stanford Üniversitesinde, konuk profesör olarak çalışıyordum. Ekim ayına gelindiğinde petrolün fiyatı 3 dolardan 12 dolara çıktı. Türkiye''nin böyle bir durumda batacağını hesapladım. Bu hesabı yapınca dehşete kapıldım. Türkiye o zaman yaklaşık 300 milyon dolarlık petrol ihraç ediyordu. Bunu dörtle çarparsanız, 1.2 milyar eder. Oysa Türkiye''nin toplam ihracatı 4-5 yüz milyon dolardı. Bunun üzerine Türkiye''ye gelir gelmez bir grup topladım. Enerji bakanlığına bir teklif götürdük. "Bu konunun bilimsel olarak incelenmasi lazım." dedik. "-Siz merak etmeyin. Biz bütün hesapları yaptık. Asayiş berkemal." dedi müsteşar muavini. -Fakat bu rakamlar çok ciddi. Türkiye bu rakamların altından kalkamaz. Enerji Bakanlığı müsteşar muavini bizi teselli etmeye çalıştı. Bakan ile temas kurmamıza bile fırsat tanımadı. Biz bu işin peşini bırakmadık. Başvurmadığımız yer kalmadı. En sonunda, Enerji Milli Komitesi kuruldu ve bu meseleyi incelemek üzere görevlendirildik. Bütün Türkiye''nin enerji envanterini çıkardık. Etüt ettik. Sonuç: -Türkiye sanayileşmek ve gelişmek istiyorsa, enerjiyi sağlamalıdır. 25 sene önce öngörülen ortak görüş, 2000 yılında Türkiye''nin yalnız elektrik tüketimi 200 milyar kw saat olacaktı. Geçen sene Türkiye''nin elektrik tüketimi 110 milyar kw saat oldu. Bunu ne olur yazın. Bu ne demekti? Gelişmemiz gerekenin ancak yarısı kadar gelişebilmişiz. Elektriksiz gelişme olmaz. Nitekim, 1979''a gelindiğinde ekonomi çöktü. 1973 yılında söylediklerim doğru çıktı. Ve bakın aradan 25 sene geçmiş. Hâlâ enerji konuşuyoruz. Bu utanılacak birşey. Eğitim meselesi var Bugün Türkiye''nin gündeminde eğitim meselesi var. Bütün dünya yeni ekonomi, bilgi ekonomisine geçmeye başladı. Biz bunu konuşmuyoruz bile. Çünkü eğitimsiz bir vatandaş kitlesiyle nasıl oluşacak bu. Bakın ihracat durma noktasına geldi. Sanayi de geçen yıl kümülatifte 500 firma zarar etti. Bizimle komşu olan Akdeniz ülkeleri var. Hepsi aldı başını gittiler. Bizden on misli zengin hale geldiler. Sonra bizim Asya ülkelerinden 30 sene evvel daha ileriydik. Kore''ye yardıma gittik. Bizden çok ilkel haldeydiler. Şimdi üç dört misli zengin hale geldiler. Kore, Tayland, Endonezya, Malezya hepsi... Yani biz kendi kendimize bakıp iyiyiz diyoruz ama iyi değiliz. Dünya Bankasının raporu yayınlandı. Geçen 25 yılda Türkiye''de refah kişi başına % 1.5 artmış. Bu bence iftihar edilecek değil utanılacak bir performans. Hükümete katılıyorum ama.. Şöyle diyeceğim. Alınan önlemler genelde doğru istikamette. Hakikaten Türkiye 30 yıl enflasyonla yaşayamaz. Onun için enflasyonu durdurmak için yapılan zorluğa ben yürekten katılıyorum. Ancak bunun paralelinde şunu da söylemek istiyorum. Bunu yaparken insanın geleceğini de düşünmesi lazım. Türkiye''nin geleceği beyin gücüdür. Konsantrasyonumuzu gençleri eğitmeye vermeliyiz. Bunun için ne yapılsa azdır. Ne yapılsa faydalıdır. Oysa bakıyorum paralar başka yerlere kayıyor. İkinci bir şey sanayidir. Denir ki, "sanayisiz bir topluma, hizmet sektörüne geçelim." Ama bilimsel çalışmalar gösteriyor ki, hizmet sektöründe uygulanan katma değer, sanayi ile birebir ilişkili. Sanayi olmazsa hizmet sektörü olmaz. Bilimi yaymak lazım? Türkiye''nin gerçekte masaya yatırılacak birçok sorunu olduğu halde, gündem saptırılıyor. Ben de bilim adamıyım. 1967 yılından beri üniversitedeyim. Dekanlık, bölüm başkanlığı rektör yardımcılığı yaptım. Diyorum ki rektör atamasıyla ilgili atama yetkisi onda mı bunda mı, oyla mı seçilsin falan filan" gibi değerlendirmeler fasa fiso? Üniversite iki şey için vardır. Bilim öğretmek ve bilimi yaymak. Üniversitelerde YÖK öncesi bilim özerkliği vardı. Bilimsel özerklik demek, kimsenin fikrine, düşüncesine, yazısına çizisine müdahale etmemek demektir. Halbuki üniversiteler siyasetin tam odağına girdi. Bana sorarsanız bu sınavdan çok başarısız olarak çıktılar. Dolayısıyla YÖK, üniversitelere bir nevi sopa olarak geldi. Yönetim Danışmanlığı Ben yönetim biliminden, toplam kalite yönetimine, bilgi sistemlerine, yöneylem araştırmasından, enerjiye, alışkanlıklar mekaniğinden, akustik ve termodinamiğe kadar pekçok konuda faaliyet gösteriyorum. Yönetim danışmanlığı yapıyorum. Sekiz dokuz elemandan oluşan bir şirketim var. Şirketlerin performanslarını artırmaya, hem hizmet kalitesi hem de yönetim kalitesini geliştirmeye çalışıyoruz. Hatta ben KALDER''in kurucularındanım. Bir kalite hareketini de on onbeş sene önce başlattık. Yönetim kalitesi deyince ortaya iki veya üç tane özellik çıkıyor. Bir tanesi işin kalitesi. İkincisi elemanların kalitesi Üçüncüsü de organizasyon ve starteji kalitesi. Biz bu üç konuda meşgulüz. İnsanları yetiştirmeye gayret ediyoruz. Şirketin organizasyon işiyle uğraşıyoruz ve bir de yaptığı için stratejisiyle uğraşıyoruz. Uçmak ayrı bir zevkim Ayrıca bütün ilmi çalışmalarımın yanısıra İstanbul Havacılık Kulübünün de başkanıyım. Gerçekten kulübümüz sayılı kulüplerden biri. Türk Hava Kurumuna bağlıyız.155 tane pilot üyemiz var. Otuz tane uçağımız var. Pilot yetiştiriyoruz. Bu senekilerle birlikte 60 tane pilot yetiştirdik. Uçmanın ayrı bir zevki var ki onu ancak yaşamak lazım... Kavrakoğlu''ndan bir hatıra Türkiye''nin asıl sorunu gerçek gündemi belirleyip o konuda bilimsel bir araştırma yapmamak. Bakın bu konuda size son derece önemli bir anekdotumu aktarayım. 1980 yılında, Bülent Ulusu döneminde Türkiye ekonomisine canlandırabilecek olan inşaat sektörüyle ilgili, Sanayi odasından bir teklif aldım. Bir ekip çalışmasıyla bu konunun bütün yönlerini kapsayan araştırma yaptık. Yaptığımız çok ciddi ve bilimsel araştırmada ortaya bir resim çıktı. İnşaat sektöründe boşluk var. Konut ihtiyacı var. Öte yandan konut finansmanı tıkanmış. Toplu konut mevzuatı işlevini yitirmiş. Birçok konuda da bürokratik engeller var. Bir model geliştirdik. Bu modelin özünde şu vardı. Finansı çözmek. Bürokratik meseleleri çözmek. Özel teşebbüse daha fazla imkanlar getirmek. 1983 yılında da ANAP hükümeti iş başına gelmişti. Bu projeyi benimsediler ve hemen hemen tamamen yasalaştırdılar. Aklınıza gelebilecek birçok konuda reform olabilecek yasalardı hepsi. Sonuçta ne oldu biliyor musunuz? 1983 yılında yılda 149 bin adet üretilen inşaat, üç yıl sonra 450 bine çıkmıştı. İnşaat sektörü canlandı. Bankacılık sektörü, finans sektörü canlandı. Bunların yan sanayii çok zengindir o canlandı. Ulusal gelirde yaklaşık 2,5 gibi bir büyüme yaşandı. Ve ekonomi canlandı. Hatta biz bu çalışmayla 1988 yılında ABD''de yönetim bilimi ödülünü aldık. Kollektif bir dayanışma ve bilimsel çalışma ardından da siyasi iradenin bunu uygulaması kilitlenmiş ekonomiyi şaha kaldırmıştı. Bu bir dünya rekoruydu. Burada imece söz konusu oldu. Yoksa ülke gündeminde olsun veya olmasın devasa problemleri hiçbir birey çözemez. Bu projeler ilmi bir çalışmayla, ekip çalışmasıyla çözülür ki biz bu işte onbeş kişilik bir ekiple çalışmıştık.
ÖNE ÇIKANLAR