“Namaz kılan oruç tutan bir insan nasıl beş senenin içinde bu kadar değişebiliyordu?”
Gökçeada feribotunda yola çıktığımızda ne kadar Bursalı öğrenci varsa hemen tanıştık. Üç yıl süreyle yatılı okulda birbirimizin lakapları bile oluştu. Birbirimizle etle tırnak gibi kaynaşmıştık.
Aslen başka ilden olup Bursa’ya yerleşen bir arkadaşımız vardı. Daha ilk günlerde farklı birisi olduğunu sınıfımızda da okulumuzda da göstermişti. Güzel havalarda biraz dolaşır, spor yapardık ama o kütüphaneden çıkmazdı. Çok okurdu. Gözlük camlarının numarası belki 7-8 dereceydi ama o okumaktan bıkmazdı. Üç yıl boyunca sınıfta en yüksek notları hep o almıştı. Hocaların sözünü dinlediğinden ona “çekirge” lakabını takmıştık.
Önce Bursa İktisada sonra da Ankara’da bir okula geçiş yaptığını duymuştum.
Uluslararası öğrencilerle aynı yurtta kaldığını, diğer arkadaşlardan öğrenmiştim. Ben de öğretmen oldum. İki yıl Artvin’de kaldıktan sonra eş durumundan Bursa’nın bir köyüne atanmıştım. Evliydim ve evim Bursa’da idi. Yarıyıl tatilinde eşimi çalıştığı iş yerine bırakıp biraz dolaşayım demiştim. Heykel önünde bizim Çekirgeye rastladım. Eski samimi duygularla sarıldık. Hasbihâl ettik. Bana: “Haydi bizim eve gidelim” dedi. Ben de “Hanımın iş çıkışında burada olmak şartıyla olur” dedim.
Otobüsle onların evine gittik. Annesi evdeydi. Bize ikramlarda bulundu, sonra da dönüş için yine otobüse bindik. Otobüs yerdeki kar ve buzlanmanın etkisiyle kaymaya başladı.
Şoför zar zor toparladı. Ben bu durumun heyecanı ile “Neredeyse öbür tarafa gidecektik” dedim. Çekirge ciddi ciddi yüzüme baktı.
“Öbür taraf diye bir şey yok ki” dedi. Önce şaka yapıyor sandım. Sonra ciddi olduğunu anlayınca çok üzüldüm, aynı zamanda da sinirlendim. Açtım ağzımı;
“Yani okumaya gidince inancını yitirdin mi? Gökçeada’dayken beraber cuma namazına giderdik. Ara sıra bizimle mescitte namaz kılardın ya” dedim.
Bana “O zaman çocuktum. Şimdi gerçeği(!) biliyorum” dedi. O zamanlar sevdiğin arkadaşa fotoğraf verir, arkasını imzalardın. Ben de ona aynı gün fotoğrafımı vermiştim. Ona “Şu benim fotoğrafımı ver, şu fotoğrafını da al” dedim. Kendi fotoğrafını aldı ama benimkini vermedi.
“Çok öfkelisin. Fotoğrafını vermeyeceğim. Çünkü ben seni hâlen arkadaş olarak görüyorum” dedi. DEVAMI YARIN

