İşte yine sonuçsuz bir aşk. Yine duygularıyla oynanan bir genç kız. "Anlatacağım mazideki bir hatıraya ait olan olaylar şu an bile duygulanmama sebep oluyor. 18 yaşındayım ve lise son sınıfta okuyorum. Çoğu zaman beni üzüp kırdığı halde şu an kalbimde yaşayan o gençten söz ediyorum. Askerliğini yapıp gelmiş 6 -7 bina ilerimizdeki berberde çırak olarak işe başlamıştı. Daha önceden de tanıyordum. Ama ne dış görünüşü ne de konuşmaları eskisi gibi değildi. Askere gitmeden önce, küt ve kızıl saçlı, serseri giyimli, kabadayı görünüşlü, yılışık konuşmalı bir tipe sahipti. Ama şu an böyle değildi. Saçları kesilmiş, kılık kıyafetine büyük önem verir olmuştu. Ne yazık ki onu sadece sima ve isim olarak biliyor, böyle tanıyordum. Dört ay boyunca, sırf onu görebilmek için o yoldan in aşağı çık yukarı günde on kerede yirmi kerede hiçbir zorluk çekmeden inip çıkıyordum. Hatta dükkanın karşısında oturan bir arkadaşıma sürekli gidip geliyor, balkonda çay içerek onu seyrediyordum. Tabii ki yalnız değildim. Yanımda "canım" dediğim arkadaşlarım Fatma, Zeynep, Ayşe, Yeliz ve Füsun da vardı. Ona karşı hissettiklerimi bir canlarım biliyordu bir de Allah.
Bir gün okulun aylık nöbeti bize geldi. Füsun, ben, Fatma nöbetçi olduk. Öğle arasında bir şeyler almak için eve gidecektim ama önce gidip nöbet eşyalarını bıraktım. Dışarıya çıktığımda ise şok bir olayla karşılaştım. Yanında da mahalleden bir arkadaşım vardı. Ben yaklaştıkça heyecanım bir kat daha artıyor, elim, ayağım titriyor gibi oluyor, gözlerim ve tüm vücudumdan değişik şeyler, duygular hissediyordum.
Ama korktuğum olmadı. Ben iyice yaklaşmıştım ki o yandaki markete girdi. Murat''la konuşmaya başladık ve bana şimdi "sıkı dur" dedi: -Yanında kağıt, kalem var mı? -Şaşkınlık ve heyecan bir aradaydı: -Yok. -O zaman vereceğim numarayı, aklında tut ve birazdan onu bu numaradan ara. Ben hâlâ şaşkınım. Murat beni ikaz ediyor: -Kızım sana diyorum. Eminim ki bu telefonun kime ait olduğunu sen de biliyorsun. Ardından tebessüm etti. Bu onun telefonuydu. Eve gider gitmez onu aradım. İşte onunla konuşuyordum. Sesini duyuyordum. Kalbimde bir ağırlık vardı ama ben aldırmıyordum. Çünkü orada onu taşıyordum. Hafta sonu, o da yengemden telefon numaramı alıp beni aramıştı. Yine konuşuyorduk. Ama heyecanım önceki günkü gibi değildi. Normal bir heyecandı. Artık kalbimin ritmik atışları eski düzenine giriyordu.
Nöbetçi olduğumuz o gün yine garip bir olay gerçekleşti. Okula dönüp de olanları anlattığımda Fatma ağlamış ve demişti ki: -Sen bunları hakediyorsun, birşeyi bu kadar çok istemek, arzulamak ona böylesine bağlı olmak... Sen daha iyisine layıksın demişti.
Biraz ısrar edip üzerine gittiğimde dedi ki: -Ben de aynı duygularla Gencay''ı seviyorum. Ama biliyorsun ki ayrıyız. -Yani? -Ben de şu ana kadar tatmadığım duyguları tadıyorum. Şu ana kadar kimse için tek damla göz yaşı dökmemiştim. Ama onun için günlerce gecelerce ağladım. Arıyorum sesini duyunca konuşamıyorum kilitlenip kalıyorum, niçin bu ceza?!. Arkadaşım böyle feryat ediyordu. Bu olaydan bir hafta sonra Fatma''yla karşılaştık. -Dün neredeydin? Serdar''ı gördün mü? -Gördüm ama konuşmadık. Fatma''yla o zamana kadar çok tatlı görüşmelerimiz oldu. İki gün sonra, nerden bilirdim yıkılıp kahrolacağımı nerden bilirdim parçalanacağımı... Devamı yarın

