Gebze''den Ayten Çoban''ın trajik hatırası, arkadaş seçimiyle ilgili kulaklara küpe olası bir şey... "Kendimi bildiğimden 14 yaşıma kadar amcamlarla aynı çatı altında oturuyorduk. Amcamın benden 3 yaş küçük, dünya tatlısı bir oğlu vardı. Adı Birol''du. Birol''un bir ağabeyi bir de ablası vardı. Ama ben en çok Birol''u sever onunla oynar, bütün günümü onunla geçirirdim. Hatta onu o kadar çok severdim ki, ilkokuldayken onun ev ödevlerini bile ben yapardım.
Birgün amcamlarla birlikte oturduğumuz evden taşınmak zorunda kaldık. Gerçi yine aynı mahallede oturacaktık. Çok çok iki sokak öteye taşınmıştık. Ama ya bir daha onu göremezsem sanıyordum. Çocukluk işte. Korktuğum gibi olmadı. Mahalledeki tek arkadaşım Birol''du... Kardeşim olsaydı belki bu kadar sevmezdim.
Aradan iki sene geçti. Yapılmakta olan kooperatif evlerimiz teslim edildi. Yine amcamlarla komşu olmuştuk.
Tabii Birol, ortaokul birinci sınıfta kalınca okuluna devam etmedi. Berber çırağı olarak işe başladı. Seneler birbirini kovaladı. Birol 18 yaşına geldi. Artık işinde çok başarılıydı. Kalfalık diplomasını almasına da iki ay vardı. Ta ki o talihsiz olay başına gelene kadar... Artık ikimiz de büyümüştük. Büyümemizle birlikte hayat şartlarından dolayı birbirimizi sevmemize rağmen yollarımız ayrıldı. Onun kendine göre çevresi ve arkadaşları, benim de kendime göre arkadaşlarım olmuştu. Birbirimizi o kadar sık göremiyorduk. Ama kalplerimiz birdi. Buna inanıyorum.
Yalnız Birol''un ilkokul ve ondan sonraki hayatında Tarık adında ukala bir arkadaşı vardı. Birol bir türlü ondan ayrılamıyordu. Tarık birgün, sevdiği bir genç kızı kaçırır, memleketine götürür. Gel gör ki kızın yaşı tutmadığı için kızı oğlanın elinden geri alırlar. Bir daha da vermezler. Dahası var... Kızın ağabeyleri Tarık''a düşman olup, her gördükleri yerde öldürmek isterler. Kimi zaman ellerinden zor kurtulur. Kimi zaman epey dayak yer... Yine bir Pazartesi akşamı kızın abileri Tarık''ı görür ve kovalamaya başlar. Tarık can havliyle kendini Birol''un çalıştığı berber dükkanına zor atar. Gece saat 10.00''dur. Beraber oturup sohbet ederler ama Tarık peşinde birilerinin olduğunu Birol''dan saklar. Biraz sonra dışarda yemek yerler ve evin yolunu tutarlar.
Derken, Tarık''ın peşinde olan insanlar karanlık sokakta görünüverir. Tarık, Birol''u bırakarak koşmaya başlar. Ne olduğunu anlamayan şaşkın Birol da ardından... Hem koşar hem de bağırır: -Ne oluyor Tarık? Neden kaçıyorsun aslanım? Tarık nefes nefese cevaplar: -Hiçbir şey sorma! Sadece kaç!.. Tam o anda bir el silah sesi yankılanır kulaklarında... Tarık ayağından vurulur ve yere düşer. Bu durumu gören Birol çok korkar ve koşmaya devam eder. Ama ardından acıyla inler Tarık: -Beni böyle bırakıp nereye gidiyorsun Birol!? Ne olur beni bırakma!.. Yalvarmalara Birol''un yüreği dayanmaz. Geri döner ve elini Tarık''a uzatır. Ardından bir silah sesi daha... İşte o kurşun, zavallı Birol''un kalbine dayanır... Birol canının acısıyla birkaç adım daha atar... Ardından, "Yandım anneciğim!" diye bağırır. Olduğu yere yığılıp kalır... Tarık avazı çıktığı kadar bağırır: -Polis!.. Polis çağırın!.. Ambulans çağırın!.. Evlerin lambaları bir bir söner... Herkes korku dolu gözlerle, perdenin arkasından olayı izler. Ama kimse "Neme lazım, benim üzerime kalır" korkusuyla birşey yapamaz. Birol olay yerinde son nefesini verirken, ambulans gelir ve zavallıyı hastaneye kaldırılır. Ama zaten ölmüştür, yapacak bir şey yoktur. Saat 23.00''tür. Birol bir daha hiç dönmemek üzere son yolculuğuna çıkmıştır. Allah''tan kederli ailesine bir kez daha başsağlığı ve sabırlar diliyorum. O benim de kardeşimdi. Ama arkadaşlarını iyi seçemedi. Tek suçu buydu bu gencin... Ama bu suç ki belki bütün suçların giriş kapısıydı... Köşenizi büyük beğeniyle okuyor ve okuyamayan arkadaşlarıma dostlarıma anlatıyorum. "Hayat ne garip" diyorum kendi kendime "Dünyada neler oluyor insanlar nelerle karşılaşabiliyor." Ben de bu acımı paylaşmak istedim. Zira "Acılar paylaşıldıkça azalırmış" derler.

