“Akhisar’a taşınalım” dedi kararlı ve gözleri dolu: “Her gün servis, yol, masraf, olmuyor...”
Serdar ve ailesinin yaşadıklarını anlatmaya devam ediyorum. Serdar’ın kızı Zeynep başını salladı: “Beraber olunca her şey güzel baba.”
Mehmet ağzı dolu dolu konuştu:
“Ben büyüyünce buradan hiç gitmeyeceğim.”
Dudu, çocukların üzerine sevgiyle eğildi. Dağ rüzgârı esiyor, köy uyanıyordu.
Zaman, dağda esen rüzgâr gibi hızlı geçmişti. Zeynep’in örgülü saçları uzamış, Mehmet’in dizlerindeki yaralar kabuk bağlamıştı. Artık ikisi de ortaokul çağındaydı.
Bir akşamüstü, sobanın başında sessizlik çökmüştü eve. Dudu, elindeki çayı masaya bıraktı, derin bir nefes aldı:
“Serdar…” dedi yavaşça.
“He?”
“Çocuklar büyüdü. Ortaokula gidecekler. Taşıma işi her gün zor olacak.”
Serdar başını kaldırdı.
“Ne diyorsun Dudu?”
“Akhisar’a taşınalım” dedi kararlı ama gözleri dolu dolu: “Her gün servis, yol, masraf… Olmuyor.”
Serdar sustu. Sobadaki odun çıtırdadı.
“Şehir bizi yutar” dedi sonunda. “Buradaki mutluluğumuz olmaz.”
Ama çocuklar da duymuştu konuşmaları. Zeynep yaklaştı.
“Baba, okul orada daha iyi” dedi.
Mehmet ekledi:
“Ben de yürüyerek giderim okula.”
Söz dinletemedi Serdar. Zamanın önünde duramadı. Akhisar’a taşındıklarında Dudu artık evdeydi. Çocuklar okula yürüyerek gidip geliyordu. Serdar ise asgari ücretle bir işte çalışmaya başlamıştı. Ay sonu gelmeden para bitiyor, hesaplar şaşıyordu. Bir akşam Zeynep çekingen bir sesle konuştu:
“Baba… Herkesin yeni ayakkabısı var. Bana da alsan…”
Ertesi gün Mehmet söze girdi:
“Baba, krampon alsana. Beden dersinde utanıyorum.”
Dudu da bir akşam sessizliği bozdu:
“Serdar… Misafirliğe gideceğim ama giyecek düzgün bir elbisem yok.”
Serdar başını önüne eğdi.
“Bakacağım” dedi ama sesinde umut yoktu. O gün işten gelir gelmez üstünü bile değiştirmeden çıktı evden. Bir kahveye girdi. Sahibiyle konuştu.
“Gece iş var mı?”
“Var,” dedi adam. “Gece yarısına kadar.”
O günden sonra Serdar sabah iş, akşam kahve… Eve geldiğinde çocuklar uyumuş, Dudu yorgunluktan sessizleşmiş oluyordu. DEVAMI YARIN

