“Türkçe Edebiyat derslerine girerdi fakat öğrencilerine tarihimizi de anlatırdı.”
Hatırama devam ediyorum... Babam Salih Hocayı, öğrenci velileri de çok sever, köyden Develi’ye geldiklerinde ziyaret ederlerdi. Bazen gelirken kendi gönüllerinden kopan hediyeler getirirlerdi. Salih Bey bu hediyelerin hiçbirini asla kabul etmezdi.
Bir defasında köyden gelen bir öğrenci velisi ziyaret için evine gelmiş, yanında da bir bakraç yoğurt getirmişti. Salih Bey gelen hediyeyi almadı. Annemin “bir bakraç yoğurttan ne olacak, adam ta köyden getirmiş, almazsan şimdi üzülecek, alsan ne olur?” gibi ısrar etmesine rağmen o bir bakraç yoğurdu dahi kabul etmemişti.
Kendisi Türkçe öğretmeniydi. Türkçe Edebiyat derslerine girerdi. Fakat derslerinde her fırsatta tarihimizden de bazı bilgiler anlatırdı. Türk tarihini ve Osmanlı tarihini çok iyi bilen, öğrencilerine tarihimizi, atalarımızı öğreten ve sevdiren bir öğretmendi.
Tarihçi Yılmaz Öztuna’nın 12 ciltlik TÜRKİYE TARİHİ kitabını almış, her bir cildini isteyen talebesine okuması için ödünç olarak vermiş elden ele hepsinin okumasını sağlamıştı.
Gençlerin ve talebelerinin tarihini bilen, ecdadını tanıyan, onları seven ve onlara layık birer imanlı ve inançlı olarak yetişmelerini arzu eder “imansız olan yürek sinede yüktür” derdi.
Müdürü olduğu ortaokulda girişten itibaren son kata kadar merdiven başlarında Türk büyüklerinin büyük boy resimlerini her şeye rağmen astırmıştı.
Aynı şekilde okulda depo olarak kullanılan metruk vaziyetteki bir odayı temizletip badana yaptırmış, okulun din derslerinin uygulamalı olarak yapılması ve dileyen öğrencinin namazlarını rahatça kılabilmeleri için bu odayı tanzim ettirmişti.
Öğrenci velisi olsun olmasın, ilçeden (kazadan) herkesle tanışır görüşür, dertlerini sıkıntılarını dinler, olabilecekse mutlaka yardımcı olmaya çalışır; iş arayanlara iş bulur, aralarında kırgınlık husumet olanları gerçekten samimi duygularla barıştırırdı...
Bir gün yağmurlu bir gece yarısı kapısı çalınıp ineği doğum yapacağı için yardım isteyen iki köylüye “benimle ne ilgisi var?” demek yerine öne düşüp ilçedeki tanıdığı veterinere giderek, onu da getirerek köyde ineğin doğumunu gerçekleştirmesine vesile olmuştu. Sabah “nereye gittin?” diyen ailesine de “bir köylümüzün ineği doğum yapamamış, zor durumdaydı, çok şükür kurtuldu” cevabını vermişti... Allahü teala rahmet eylesin...
Kürşat Karakebelioğlu

