Kaydet
a- | +A

Korkmak çok garip bir duygu... Hemen hepimiz çocukluğumuzdan beri zaman zaman korkmuşuzdur... Korku... Çok geniş bir kavram... Ama bugün anlatacağımız hatırada, İstanbul''dan yazan Hakkı Demir isimli okuyucumuzun, çocukluk yıllarında yaşadığı bir garip korkudan bahsedeceğiz... "Soğuk bir kış günüydü" diye başladığı hatırasına, şöyle devam ediyor okuyucumuz: "Nihayet son otobüse, kalkmak üzereyken yetişebildim... Çok geç kalmıştım... Bir aksilik olmazsa 23.30 sularında Tire''de olacaktım... Gerçi babam biliyordu geç geleceğimi ama, yine de 12 -13 yaşlarındaki bir çocuğun bu saatlere kadar kalması onları meraklandıracaktı...

Otobüsümüz hareket etti... Dışarıda yürümenin verdiği gerginlik yavaş yavaş geçmeye başlamış olacak ki, vücudum gevşemiş, koltuğa kendimi salıvermiştim... Uyumuşum... Ne kadar uyuduğumu bilmiyorum... Bir ara otobüsün yol kenarında park ettiğini anladım... Galiba arıza yapmıştı... "Eyvaah!" dedim kendi kendime... "Ne olacak şimdi?.." Yolcular arasında, "En az iki saat buradayız" lafları dolaşıyordu... İçime bir korku düştü ki sormayın... Gerçi karanlıktan korkmuyordum ama, garajın hemen yanında türbeler vardı... Benim yolum da bu türbelerin içinden geçecekti... Çocukken hep duyardım... "Türbedekiler bazı geceler gezerlermiş" diye anlatırlardı... Aklım hep orda idi... Ya benim de karşıma çıkarlarsa?.. Saat 01.30''a yaklaşıyordu... Arıza giderilmişti... Tire''ye vardığımızda etrafta yoğun bir sis vardı... Heyecan ve korkum bir kat daha artmıştı... Garajın doğu ve batısında iki kapısından, batı kısmındaki kapıdan çıkacaktım ben... Garaj bekçisi, kapıları kapatmak için son yolcuları bekliyordu... Türbelere doğru, geri dönüşü olmayan yolculuğum başlayacaktı... Korkudan kalbim duracak nerdeyse...

Tam o anda kapının yanında bir insan silüeti gördüm... Nasıl sevindim bilemezsiniz... Ona yatişmek için koşmaya başladım... Bekçi de kapıyı kapatmıştı... Ardından yetişip selam verdim... İhtiyar bir kimseydi... Selamımı aldı... Bu saatte ne işim olduğunu sordu ve konuşmaya başladık: -Otobüs arıza yaptı da geç kaldım... İyi ki sana rastladım dede... Yoksa korkuyordum... -Neden korkuyordun? -Az ileride İbni Melek hazretlerinin türbesi var... Onun önünden geçerken... -Ben her gece buradan geçerim... Hiç korkmadım... Hem evliyadan zarar gelmez unutma!.. -Şey, ben de biliyorum ama, korktum işte... -Bak ilerliyoruz... Hiç korkulacak bir durum var mı?.. -Sen hep buradan mı geçersin? -Evet!.. -Nerede oturuyorsunuz? Eliyle, türbeler tarafında bir yer gösterdi ve "Bana Abdüllatif derler. Bu civarda kime sorsan bilir beni" dedi...

Ne şans vardı bende... Bu saatte, hem de insanı teselli eden bir yol arkadaşına rastlamıştım... Korkum dağıldığı gibi, yolun nasıl bittiğini de anlamadım... Ayrılma sırasında göz göze geldik... Ne kadar güzel bir yüzü vardı Allahım?.. Bana " Dua etmesini bilir misin?" dedi. "Bilirim" deyince de, gözlerimden öperek ilave etti:

-Yarın ziyaretime beklerim seni...

-Gelirim ama, seni nasıl bulacağım? -Buradaki esnafa sor... Yerimi gösterirler... -Söz geleceğim... Çünkü beni bu türbelerin arasından geçirdin... Geleceğim... Elini öpüp ayrıldım... Eve vardığımda herkes meraktaydı... Durumu anlattım rahatladılar... Ertesi sabah ilk işim o dedeyi arayıp bulmak oldu... Ama hangi esnafa sorsam, eliyle türbe tarafını işaret ediyorlardı... Şaşırdım ama, artan merakımı yenemeyip gittim türbeye doğru... "Önce İbni Melek hazretlerinin türbesine gidip bir fatiha okuyayım" dedim içimden... Sonra, Abdüllatif efendiyi bulacaktım... Türbeye yaklaştım... Ellerimi kaldırıp dua edecektim... Gözlerim faltaşı gibi açıldı... "İbni Melek Abdüllatif efendi" yazıyordu... İçim cızz etti birden... Kalbime sıcak bir şeylerin aktığını hissettim...

ÖNE ÇIKANLAR