Kaydet
a- | +A

Ne olur biraz hoşgörü... Ne olur biraz anlayış... Ne olur biraz "sevgiye" saygı... Daha ne kadar dil dökecek bu çocuklar size? Daha ne kadar gözyaşı dökecek sevgililer? Daha ne kadar boynu bükük kalacak çaresiz çocuklar? Sizin inadınız ve kaprisiniz yüzünden, daha geride dağılacak kaç yuva var.

Siz anneler!.. Siz babalar!.. Bu sözlerimiz birazcık sizlere... Lütfen sözümüzü yabana atmayın... Çocuğunu evlendirmek marifet değil. "Önemli olan, evlendirdiğiniz o çocukları kendi alıştığınız gibi yaşamaya mahkum etme mücadelesi yapmayacak bir hoşgörüye sahip olabilmek." Bu satırı bir daha okuyun lütfen!.. Tamam!.. Sizin evlendiğinizde balayı diye birşey yoktu.

Ama şimdi var. Bunu kabullenmelisiniz artık. Tamam, siz kayınvalidenize karşı bir kerecik olsun fikir belirtmemiş veya isteseniz de belirtememiştiniz.

Ama şimdi, elbette duygu ve düşüncelerini rahatlıkla belirtebilen bir gençlik var. O gençliği susmaya zorlayamazsınız. Tamam, sizin zamanınızda evin gelini, bir bakıma evin hizmetçisi gibi her işe koşardı. Ama şimdi her insan birey olarak biraz kendinden sorumlu. Kimse canı istemediğinde kimseye iş buyurma yetkisine sahip olamıyor. İstersen kendi kızına bir bak bakalım. Beğenmediği bir şeyi ona beğendirebiliyor musun? Canı istemediği bir şeyi yaptırabiliyor musun? Nasıl da sana burun kıvırıp, "Uf aman anne!" diye susturuveriyor seni değil mi? Ama sen, öyle söylediği halde ona kızamıyor, aksine boyuna posuna bakıp, "Aman ne de akıllı benim kızım" demiyor musun?

Dahası, gelin edeceğin zaman, kızına kimsenin en ufak bir söz söylemesine razı oluyor musun? "Benim kızım bir tane" demiyor musun? Evet diyorsun... E ama birazcık insaf canım... Senin kızın "kız" da, başkasının kızı "kaz" mı? O da anasının nazlı kızı değil miydi senin evine gelin olana kadar? Unutmayın ki her gelin aynı zamanda annesinin biricik kızıdır. -Ee ne yapacağız peki? Yapacağınız şey çok kolay. Siz ona yardımcı olacaksınız. -Aaa üstüme iyilik sağlık, kaynana olarak ben mi ona yardım edeceğim? -Evet hanımefendi. Siz de kızınızın kaynanasına yeri geldiğinde "Ne olur evin bir kulpundan da sen tutsan, eline mi yapışır?" demiyor muydunuz? Biz de sizden aynı yardımı bekliyoruz. Fazla birşey değil. Hem "yardım ediverin" derken, tutup da ağzına biberon verin demiyoruz. Elbette yılların ev hanımı olarak, yılların annesi olarak "tecrübelerinizi sunun" diyoruz. Haa onu da, "Ben bilirim!" edasıyla emir olarak dayatmak yerine, tercih olarak teklif edeceksiniz. Teklifinizi kabul eder veya etmez yine biricik kızınızın, pardon gelininizin bileceği şey. Bak o zaman gelinin seni ne çok sevecek. Bak o zaman birbirinizden nasıl hoşnut olacaksınız. Hem siz o kızı, zevkinizi zevk edinsin, hayatınızı örnek alsın, duygularınızı tatmin etsin diye mi gelin aldınız? Yoksa oğlunuza hanım olsun diye mi?

Oğlunuza gelin aldıysanız, bırakın oğlunuzla yaşasın. Şöyle bir kenara çekilip onların kumrular gibi halini izleyin ve mutlu olun. "Mürüvvet görme" denilen olaydan tadın biraz. Yok eğer mesele, biricik oğlumu elinden aldı meselesiyse, ona tahammül edemiyorsanız o zaman da cevabımız hazır.

Unutmayın hanımefendi, zamanında siz de kocanızı başka annenin oğlu iken, onun elinden almıştınız. Öyleyse aslında kimse kemsenin oğlunu elinden almıyor; kimse de kimsenin evine hizmetkar gitmiyor. Niçin mi bu kadar öfkeli giriş yaptım? Gelinlerini veya damatlarını, kendi öz çocukları gibi gören anne ve babalara hürmetlerimi sunuyorum. Sözüm asla onlara değil. Ama inanın, birçok evli gencin ana babası yüzünden dağılan yuvalarını, çektikleri ıstırabı, akıttıkları gözyaşlarını okudukça dayanamıyorum.

Rumuz, "Huzurum olacak mı? Gülüm dönecek mi?" başlığıyla bize faks çeken okuyucunun hatırası da onlardan biri. Sanırım niçin böyle duygulandığımı anlatmaya yetecek. Ancak yerimiz kalmadığı için ona yarın başlayalım.

ÖNE ÇIKANLAR