Bugün, İstanbul''dan "Öksüz"rumuzlu okuyucumuzun hatırasını sunuyoruz. Diyor ki okuyucumuz, "Köşenizi devamlı takip ediyorum. Okudukça duygulanıyorum ve düşünüyorum. Bu yazıyı dile getirmemin sebebi 28. 2. 2000 tarihli Samsun Düzköyden yazan okuyucunun hatırası. Evlenemeyen iki gencin intiharıyla ilgiliydi. Ben diyorum ki, gençler herşeyi o kadar kafalarına takmasınlar. Ben de yaşadım sevdalık. Ben de yaşadım ayrılık. Ama ölmek için hiçbiri sebep olmadı. Ben 23.4.1976 yılında dünyaya gelmişim. 20 gün sonra herşeyim, bir tanem, beni 9 ay karnında taşıyan annem intihar etmiş. Dedemi, babaannemi, babamı ve 3 tane halamı hapishaneye atmışlar. Bana 6 ay halam annelik yapmış. Bakımsızlık ve ilgisizlikten hastalanmşım. Hastaneye kaldırmışlar. Hastanede iğne ilaç derken orada iğneden sakat kalmışım. Sahipsiz çocuğa kim ne kadar bakacak ki? Allahtan sakatlığım o kadar çok değil. %10 kadar falan.
Dedemler daha sonra hapishaneden çıkmışlar. Tabii ölen öldüğüyle kalıyor. Zavallı annemin neden öldüğü halen belli değil.
Sonra babam ben bir buçuk yaşındayken evlenmiş. Yeniden çocukları olmuş. Beni de şu anda hayatta olmayan babaannem yanına almış. Ama ana baba sevgisi başka. Daha sonra köyden Ankara''ya gitmişler. Ben oniki yaşımdayken babaannem vefat etti. İlkokul 5. sınıftaydım ondan dolayı okuyamadım. Sonra babam yanına aldı. Ama evde üvey anne vardı. Çalışmaya başladım o yaşta. 5 sene ayakkabı boyacılığı yaptım, kimseye muhtaç olmadım. Bir gün babam dedi ki: -Seni köye anneannenin yanına göndereceğim. Anneannemi 17 senedir hiç görmediğimden dolayı çok heyecanlıydım. Beni görünce o da heyecanlandı. Bayıldı kadıncağız. Ne yapacaklarını şaşırdılar. O zaman bekar teyzelerim vardı. Teyzemlerin anlattığına göre biri hariç, dayılarımın İstanbul''da işyerleri varmış. Ama kimler ve neredeler bilmiyordum. Orada 3 ay kaldım. Tekrar babamın yanına gittim. Aynı işe devam ederken yaşım 20 olmuştu. Sakat olmam sebebiyle askere almadılar. Bir gün böyle boyacılık yaparken yanıma iki kişi geldi. Ayakkabı boyattılar. Sonra benimle tanıştılar. Meğer dayımlarmış.
Beni alıp İstanbul''a götürdüler. Bana bir ev tutmuşlar. Orada çalışıp orada kalacağımı söylediler. Tam bir sene çalıştım.
Bayram tatiline köye gittiğimde beni görünce şaşırdılar. "Çok iyi olmuşsun" dediler. Derken birkaç gün sonra kulağıma bir haber geldi. Kısmet ya, köyde bir kız beni görmüş beğenmiş, çok sevmiş. Kızın babası, üvey annemin dayısı. Amcası babamın şu anda bacanağı. Halası da babamın yengesi. İşte bu kız beni görmüş beğenmiş. Ben de onu gördüm o da hafif benim gibi özürlü. Tatili bitirip İstanbul''a geldim ama aşk hiçbir şey dinlemiyor. Bir telefon geldi. Samimi bir arkadaşı arıyordu. Benimle konuşmak istiyormuş meğer. Ben de telefon açtım konuştuk. Hepsi gerçekmiş. Kurban bayramında tekrar köye gittim. Herkes bana, onun için geldiğimi söylüyordu. Bilirsiniz köy yerlerinde dedikodu çok olur. Ama ben içimi kimseye söylemedim. Tekrar İstanbul''a döndüm. Aramızda gizli gizli telefonlar, köye gittiğimde zaman zaman buluşmalar derken bu böyle bir sene devam etti. Dünür gönderdim. Tam vereceklerdi üvey annem ortalığı karıştırdı. Vermediler.
Duydum ki ailesi tarafından başka köyden biriyle nişanlanmış. Neyse o gün intihar etmeye kalktım. Ama bu yaşadıklarım gözümün önüne geldi. Sonra vazgeçtim. Sabahı nasıl ettiğimi bana sorun? O gün işe akşam üzeri gittim. Bir telefon geldi. Karşımdaki oydu. Bana ağlayarak durumu söyledi. Nişanlı ama yüzük yokmuş parmağında. İkimizin de yapacak birşeyi yoktu. Bana vermiyorlardı işte. Birgün telefon geldi. Arayan kız arkadaşıymış. Dedi ki, "Seninki senin sevgin sebebiyle intihara kalkıştı." Hemen kendisini arayıp teselli ettim. Uzun uzun yaşamanın güzelliğini anlattım ona. Sonra bunun böyle olmayacağını söyledim. Ona hayatında mutluluklar dileyerek kapattım telefonu. Birbirimizi severek de olsa ayrıldık. Ama ne o hayatına kıydı ne de ben.

