Yeşilay Cemiyeti Başkanı değerli dostum Selahattin Kaptanağası, o yaşına rağmen her vesileyle herkese hep aynı şeyi haykırıyor: "Bütün kötülüklerin başı içkidir!" Kim duyuyor kim dinliyor? İşte bugün de size "Huzur istiyorum" rumuzuyla yazan bir annenin dramını sunuyoruz. "Ben 28 yaşında evli ve bir çocuk annesi bayanım. "Hayatım Roman" köşenizi çok beğenerek takip ediyorum. Gerçekten, hayatta ders almamız gereken çok şey var.
Efendim biz görücü usulüyle evlendik. Bilirsiniz, görücü usulünde aileler çocuklarını verecekleri damadı sorarlar. Ama cevap hazırdır. Eğer damat boşta gezerse, serbest meslek derler. Yok ucundan kıyısından pazar esnafı falansa, iş adamı derler. Teknisyense mühendis, hademeyse müdür bile derler. Atış serbest. Yeter ki kız tarafı bir he desin. Sonracııma, damat adayları evlenene kadar sütten çıkmış ak kaşıktırlar. Ne içki ne kumar, ne kadın kız ayakları vardır. Hatta ağzına sigara bile koymaz damat bey.
İşte ben de böyle bir görücü usulüyle evlendim. Eh babam benim de fikrimi alarak, bu evliliğe okey dedi. Nişan-düğün derken evliliğimiz aylık olmuştu. Beyim işyerinden arayıp bir arkadaşının askere gideceğini, gece 21:00''de geleceğini söyledi. Evde tek başımaydım. Televizyon izleyerek oyalanmaya çalışıyordum. Ne biçim adettir bilinmez ama bizim buralarda asker kınaları içkili olur. Daha önce bilmiyordum. Neyse, vakit bir hayli geç olmuştu ki beyim geldi. Geldi ama nasıl? Adam zil zurna sarhoş. Ayakta duramıyor. Yolun köşesine kadar arkadaşları getirip bırakmış. Ben onu bu şekilde görünce şok oldum. Daha önce bir bira içmişken bile görmediğim birisi. Henüz bir aylık evliyken karşımda resmen alkol komasına girmiş. Ailemde hiç içki içen yok. İçkili adama ne yapmak gerekir bilmiyorum. Başladım korkudan tir tir titremeye. Allahım nedir bu başıma gelen böyle? Beyim, Levent Kırca''nın taklidi gibi zar zor konuştu: -Bee-ni dook-to-ra götü-r!.. Ben de o şok ve panik içinde "ölsen de seni bir yere götürmem. Derdin neydi bu kadar içtin?" dedim. Per perişan ikimiz de sabahı ettik. Öyle çok istifra ediyordu ki sanırsınız ciğeri parçalanacak. Ayık oldukları zaman kendi içkili hallerini bir görseler hem iğrenir hem hallerinden utanır bir daha belki içmezler ama nerdee? İşte bizim ilk tartışmamız içki yüzünden başladı. Beyimin arkadaş çevresi genelde alkol alan insanlar. Beyimle bir arkadaşına ev hayırlamaya gitmiştik. Baktım evin hanımı mutfağa geçip patates kızartıyor, sofra hazırlıyor. Ben de "Biz yemek yeyip geldik, zahmet etme" dedim saf saf. Meğer hanım meze hazırlıyormuş. Çilingir sofrası kuruldu. Beyim orada da, o kadar çok içti ki biz o geceyi onlarda geçirmek zorunda kaldık. Çünkü beyefendi yerinden kalkamadı. Yine orada da yediğini çıkarttı. Bu ne saçma bir şey. Hem rahatsız oluyor, yine de vazgeçemiyor. Haftada birkaç akşam arkadaşlarıyla buluşur ve mutlaka eve içkili gelir. Arkadaşlarla sohbet ederken içki içmek şart mı? Erkekliğin gereği mi? Tabii ki hayır. Peki toplumun büyük bir kesiminde böyle düşünülüyor. O eve içkili gelince haliyle tartışma çıkıyor. Çocuğum huzursuz oluyor. Bazen içkili değilken konuşuyorum beyimle. İkna oluyor. Fakat bir arkadaşıyla buluşsun, herşey unutuluyor. İşin ilginç yanı beyimin iki dayısı alkolik. Birisi hastahane köşelerinde vefat etti. Öbürü onun bunun kapısında, içkiye devam bir şekilde yaşıyor. Beyime onları örnek veriyorum. Diyorum ki şişelerin dostluğu bu kadar olur. Onların kimin yanında kıymeti var? Sen böyle olmak ister misin diyorum. Ben arada sırada içiyorum, öyle olmam diyor fakat bu iğrenç şeye devam ediyor. Geçenlerde teyzem geldi. Cumartesi günü olduğu için beyim de evdeydi. Teyzemin beyi de alkolik... Teyzem "Benim bey içki içmediği gece uyuyamıyor. Ama sen de içme" dedi beyime. Beyim ne dedi biliyor musunuz? "Bir toplantıdasın. Herkes içki içerken ben kola istesem süt çocuğuna bak, kola içiyor derler." Şu zayıflığa bakın. Ne olur, şu içki zilletinin kötülüğünden daha da bahsedin. Nice yuvalar yıkmadı mı bu iğrenç şey. Mektubumu okuduğunuz için teşekkür ederim. Size adımı yazamıyorum, üzgünüm. Beni anlayacağınızı umarım.

