Sahnede geçen bir ömür Bir anda şöhret olmak beni mutlu etti elbet. Ama çok da yadırgamadım. Çünkü neredeyse ilkokul üçüncü sınıftan beri müsamerelerde, 23 nisan törenlerinde, 10 Kasımlarda hep kürsüde hep sahnelerde oldum. Daha sonra Malatya Halk evinde profesyonel olarak tiyatroya başladım. Sonra 1963''te lise birinci sınıfta profesyonel tiyatrocu oldum. 1972 yılında devlet tiyatrosuna geçtim. Bu seneye kadar İstanbul Devlet Tiyatrosunda rejisör kadrosundaydım. Şehir tiyatrolarında da Genel Sanat Yönetmeniydim. Devlet tiyatrosundan istifa ettim. Şimdi şehir tiyatrosundaki görevim devam ediyor. Yanısıra da sunuculuğum başladı. Ardından Akşam Gazetesindeki köşe yazarlığı... Kim Beşyüz Milyar İster? İlk başta istemedim. Eskiden beri televizyonlardan teklif alırdım. Zaten profesyonel tiyatroda Ankara kökenli olduğum için televizyonun başladığı dönemde bütün televizyon programlarında seslendirmelerde falan görev aldım. İstanbul''a geldiğimde de dizi filmler teklif edildi. Bir süre direndim ama nihayet onlarda da rol almaya başladım. Bu anlamda da bana bu yarışma programından önce de böyle teklifler gelmişti ama kendimi çok veremiyordum. "Olamaz bana yakışmaz, ben yakışmam" gibi düşünüyordum. Fakat bu kez biraz ısrarlı olundu. İlk teklifi kabul etmedim bu yüzden. İkinci kez yine aradı Med yapımın genel Müdürü Fatih bey. Nedir ne değildir düşündüm yine kabul etmedim. Üçüncü defa yapılan teklifte de "Başaramasam bile, bunu biz çağırdık derler" düşüncesiyle kabul ettim. Zaten işim bu Nihayetinde benim de işim buydu. Sunuculuk bana yabancı değildi. Sonra programın televizyonlarda bugüne kadar alıştığımız programların dışında bir formatı vardı. Bilgiye dayalı bir şeydi. Uzun zamandan beri ciddi bir program havası oluşturacaktı. Gerçi sunucu olarak istesem ben de onu sulandırabilirdim ama böyle olmasını tercih ettim. Tabii burada yapımcıların da büyük bir dahli var. Onlar bana "sen nasıl istersen öyle yap" dediler. Sunuculuğa doğrudan, provasız girdik. Kendiliğinden olmak hoşnut ediyor beni. İş sahici olunca da seyirci bu sahicilikten hoşlandı. Her zaman yüksek reytingte izlendi. Toplumun bilgi durumu? Henüz kültür toplumu olmayı başaramadık. Ama bunun sorumlusu toplum değil elbette. Bence bunun sorumlusu en azından ülkemizi bugüne kadar yönetenler ve bugüne getirenlerdir. Ülkemizin önünde duran en önemli problem bence hakikaten bir kültür toplumu olmayı başarabilmektir. Bu tabii ki devletimizin üst yönetimini doğrudan doğruya ilgilendiren, bakanları başbakanı, Cumhurbaşkanını doğrudan doğruya ilgilendiren bir meseledir. Kültür toplumu olduğumuzda zaten problemlerimizi aşar, örneğin şu yaşanan banka krizlerini, demokrasi adına yaşanan krizleri yaşamaz hale geliriz. Çünkü kültürlü toplum aynı zamanda bilen bir toplumdur. Seçici de toplumdur. Henüz bunu beceremediğimiz içindir ki, sorularımız da diğer ülkelerde yapılan yarışmalara oranla daha kolay ve hafif. Ama bu demek değildir ki halkımızın kültüre karşı bir meyli yok. Aksine son derece meyilliler. Yarışmaya olan ilgi de böyle. Okullara olan ilgi böyle. Bizim kültürümüzde bilgiye okumaya, vatana millete hayırlı olmaya yönlendirme vardır. Boş bakışlardaki espri Bence burada da önemli birşey var. Ben bu bakışı bilerek yapmıyorum. Ama sonuç olarak ben hakikaten bilgiye prim verilsin istiyorum. Bir de risk almanın, sorumlu olmanın önemini belirtmek istiyorum. Gözlemlediğim bir şeydir, yarışmacılar kendilerini kolayca riske atıveriyorlar. İşte boş bakışlar bunun sorumluca olduğunu hatırlatıyor. Ayrıca kendine güveni olması gerektiğini hatırlatıyor. Eğer insanın kendine güveni varsa, ona ben değil, benim gibi yüz kişi de baksa hiç kararı değişmez. İşte geçen salı akşamı bir yarışmacı uzun uzun düşündü, 16 milyar liralık soruyu son bir gayretle bildi. Ama 32 milyarlık soruya sıra geldiğinde hemen cevapladı. Doğru olan cevap "Bakara suresi" dedi. Çünkü çok emindi. Ben ne yaparsam yapayım kendinden emindi. Hatta ayet sayısını bile biliyordu. Bu kendinden eminliğin göstergesiydi. Bir ölçüde bakışlarım karşıdaki kişinin kendinden emin olmasını, atacağı adımı dikkatli atmasını ve kendini kolayca riske atmamasını isteyen bir bakış oluyor. Hayret ettiğim bir yarışma İlginç yarışma ve yarışmacılar geldi geçti. Bursa''dan iki üniversite bitirmiş bir genç gelmişti. Hatta arkadaşları arayıp 500 milyar alsın diye göndermişlerdi. Üçüncü soruda takıldı. Hiç beklemiyordum. Sorulan "güle güle "filmiydi. Bugün vizyonda olan bir filmdi. Fakat o "Bu kadar kolay olamaz" diye düşünüp, 1970''lerde vizyonda olan bir filme atıfta bulundu. Çok ilginçtir gerçekten. Çok bilmek de bazen bir şeyi başarmak için yeterli olmayabiliyor. Bilginin yanı sıra soğukkanlı olmak da gerekiyormuş. Benim işim tiyatro Benim işim tiyatro. Tiyatroya halen devam. İşte yine genç tiyatrocu arkadaşlarımın ısrarıyla, Yunus Emre Kültür Merkezi''nde bir piyes sahneye koyuyoruz. Kasım ayının son haftasında çıkacak oyun, Nazım Hikmet''in "İvan-İvanoviç var mıydı yok muydu?" adlı 1925''te Sovyetler Birliğinde yaşarken Sovyet Bürokrasisini eleştiren bir oyunu. Bunu sahneye koymanın hazırlığı içerisindeyiz. O bakımdan şöhret beni etkilemiyor. Ben yine işimin peşindeyim. Şimdiki aklım olsaydı Valla, size birşey söyleyeyim mi ben bir ölçüde kadere inanıyorum. Nasıl ki doğuşuma hükmedemiyorsam, ölümüme hükmüm geçmiyorsa; hayatıma da elbette ki hükmüm geçmeyecektir. Eğitimin önemine inanırım ama genetiğe de inanırım. Kültürün aileden alındığına inanırım. Ama sonuç olarak iyi bir eğitim her zaman iyidir. Ben Anadolu çocuğuyum. Eğitimimin çok parlak olduğunu söyleyemem. Eğer Anadolu''da değil de belli büyük şehirlerde eğitim alabilmiş olsaydım, buna da çok şükür, birşey demiyorum ama hayatım çok daha farklı olabilirdi. Çok şükür herhangi bir şikayetimiz bugüne kadar olmadı. Onun için beni yetiştiren başta anama babama, bacılarıma -ki onlar benden büyük, bizim üzerimizde emekleri var- teşekkür ediyorum. Onların sayesinde okuduk. Ne bileyim üniversite bitirdik. Tiyatroya başladık. Oyun yazarı olarak, oyuncu, yönetmen olarak vs. alıştık. Türkiye''de en çok ödül kazanmış tiyatro sanatçılarından biriyim. Bununla da gurur duyuyorum. Akşam''da köşe yazarlığı O da yeni. Biliyorsunuz televizyona çıkınca böyle bir şey de karşınıza çıkıyor. Hayat böyle aslında... Tanınıyorsanız, bir anda sizi seven bir grup insan oluyorsa, o insanlara televizyon kanalından ya da gazeteden birşeyler sunma fırsatını da buluyorsunuz. Tabii benim için kalıcı olan yazarlıktır. Zaten yazı yazan, oyun yazan biriydim. Kalıcı olan da galiba o. Önceleri Yeni binyıl gazetesinde başlamıştım ama devlet memurluğu sebebiyle biraz zorlanıyordum. Şimdi duygularımı daha rahat kaleme alabiliyorum. Hayatım değişmedi Şöhretin beni değiştirmesi biraz zordur. Ben yaşını başını almış biriyim. Zaten şöhrete aşinalığı olan biriydim. Ne bileyim, şu üzerimdeki tişörtümü ihraç fazlası bir yerden alıyorsam halen aynı şekilde almaya devam ediyorum. Benim hayatım herhangi bir şekilde değişmedi değişmez de. Mütevazı bir yaşayışa devam ediyorum. Ama çocuklarım adına bir birikim yapıyor olmak açıkçası beni mutlu ediyor. Eskiden de hep kafamda olan şeydi. Biraz da geç çocuk sahibi oldum. Bana birşey olursa düşüncesi hep kafamın içini kemirip duruyordu. Ama belki bu sayede eğer bir birikime sahip olursam onların istikballeri garanti olmuş olacak inşallah. Tabii ki televizyona güvenilmez. Televizyon herşeyi çok kolay eskitir. Yani üç sene önce televizyonda makbul olan şey, realty şovlardı. Geçen sene tolk şovlar vardı. Çok çabuk eskitiyor televizyon.

