Kastamonu''dan Özgür Erbil isimli bir okura ait, içeriğinden çok üslup olarak çok hoşuma giden bir denemeye kaldığımız yerden devam ediyoruz...
Genç okurumuz, görünüşte çok basit bir otobüs yolculuğunda karşılaştıklarını hayal gücüyle birlikte mercek altına alarak ve duygularıyla yorum katarak anlatır. Hoş dünkü yazıyı okuyamayanlar için bu iki satırlık özet pek bir anlam ifade etmeyecektir ama, umarız en azından sizi bugün okuyacağınız üsluba taşır. Okurumuz Özgür, tıklım tıklım dolu bir yolcu otobüsüne biner. Otobüste, annesiyle seyahatte olan ve üniversiteli olmakla birlikte entel olduğuna da inanıp, bunun da tek göstergesi güneş gözlüğü takmak olduğunu zannettiği için olsa gerek, onu otobüste dahi gözünden çıkartmayan bir gencin, medenilikten dem vuran yüksek perdeden konuşmalarını otobüste herkes yarı hayran yarı şaşkın dinlemektedir. Az sonra otobüse Kore gazisi bir amca ile alnında sarı altınları, elinde yeşil pazar çantası, sırtında mor entarisi ile hanımı biner. Ama otobüste ne onlara aldırıp da yer veren olur, ne onların kimseden kendilerine yer vermelerini uman bir beklenti.
*** "O bir Kore gazisiymiş, o bir pehlivanmış, o bir vatansevermiş... Belki koltuğa oturamadığı için hiç alınmamıştı. Kimbilir belki "At sırtından inmemiş bir milletin torununun ne işi varmış araba koltuğunda" diye teselli etti kendisini... Ortada bir saygısızlık ve suçlu bir kitle var. Koltuğunu vermeyenler kitlesi. Biz milletçe işsizlikten yakınırız ama, bizim işsiz vatandaşımız yoktur. Hepsi mükemmel birer avukattır. Bu kitlenin avukatı da 14 numaradaki genç, hani şu bizim "okumuş adam." Başladı saymaya... "İnsanlarda saygı kalmamış" diyerek girizgah yaptı söze. İçimden tebrik ettim o genci. Saygısızlık eden kitleyi tenkit ettiği için. Ardından, "hemen ayağa kalkıp yer verecek" diye beklerken bir de neler işiteyim. Adam sanki kırk beygir gücündeki ayaklı telesekreter gibi konuşmaz mı gazimiz aleyhinde.
"Ağzına kadar dolu otobüse binilir miymiş, asıl suç onları otobüse alandaymış, hakkımızı sonuna kadar savunmalıymışız" Mış mış mış işte... Neyse Karşısı, hiç savunma yapmadı. Haklılığın savunması olmazdı ki. Susmak ve bir dahaki yolculukta erkenden bilet almak daha kolay. Velhasıl o gazi, hatunuyla sohbet etti hep. O gazi bu ülkeye Kore''de sağ kolunu, Kıbrıs''ta oğlunu vermişti... İcra memuruna tarlasını, ülkeyi baştanbaşa yutmaya çalışan ahlaksızlık girdabına iki torununu vermişti. Ama bu ülke, ona 14 numaralı eski bir koltuğu çok gördü. Ben ne mi yaptım? O kadar sıkışmıştım ki, oturduğum yerden kalkamıyordum, o kadar sıkışmıştım ki ayağa kalksam kalbim duracaktı. *** Tabii bütün bu olanlara aldırmayanlar da vardı. Tıpkı Gazi''nin istiklal madalyası gibi. Çünkü o, cevabını tarih boyunca Malazgirt''te, İstanbul surlarında, Çanakkale''de, Sakarya''da... Bugün de Kore''de vermişti... Sonra dikkat ettim, birkaç damla gözyaşı yuvarlandı madalyanın üzerinden. Daha dün, onca düşmana dişe diş, kana kan, cana can cevap verebilirken, bugün 14 numaralı bir koltuğa dahi cevap veremedi.
Sadece benimle birlikte ağlayabildi. Eğer bir gün siz, elinde kılıcı, alnında nuru, göğsünde madalyasıyla otogarda ağlayan bir gaziye rastlarsanız, bilin ki ona otobüste yer verilmemiştir."

