Kaydet
a- | +A

Benim tiyatrocu olacağım hiç aklımın ucundan bile geçmezdi. Yıl 1968. Bir gazetede ilan gördüm. "Yeni kurulacak bir tiyatro için oyuncu olabilecek yetenekli gençler aranıyor" diye bir ilan. Kumkapı''da bir yer.

Heyecanla koştum gittim. Haldun Taner var o zaman, Cevat Şapan var, Aziz Nesin var, Kuzgun Acar diye bir heykeltıraş var. Kırk kişi alınacakmış. 150 kişi başvurmuş. Dedim ki: "Bunların çoğunluğu Güzel Sanatlar Akademisinden insan. Bunların arasında nasıl kazanırım?" Her biri sahneye çıkıp acaip garaip hereketler falan yapıyor. Öyle ki, onların yaptıklarını katiyyen yapamam. Derken o arada bir tanesi yanıma geldi. Meğer beni çocukluk yıllarımdan tanıyormuş. Çayeli''nden memleketten arkadaşmış. Beni tavsiye etti.

Yarım saatlik imtihan Geçtik hocaların karşısına. "Şunu yap" diyorlar yapıyoruz, "şunu oku" diyorlar okuyoruz. Normalde herkese bir iki dakika vakit ayırdıkları halde benimle neredeyse yarım saat uğraştılar. Ardından, Mehmet Ulusoy ismindeki şahsın "Aramıza hoşgeldin!" dediğini hatırlıyorum. Bir yıl sonra ikinci elemeyi de kazanıp 1969''da tiyatroya başladım. O grubun içinde kimse tiyatro sanatçılığını devam ettirmedi. Bir tek Kandemir Konduk var, yazar olarak devam ediyor. Ben de oyuncu olarak devam ediyorum. Ama çok çile çektik tabii ki. Çünkü tiyatroculuk çok çileli bir meslek. Talebi olmayan bir meslek.

Okumak öyle güzel ki Bizim çocukluğumuzda şimdiki imkanlar olsaydı da, ben de eğitim görebilseydim. Bizim zamanımızda okumak bir meseleydi. Ekmek ta o zamandan aslanın ağzındaydı. İkokuldan sonra okuyamadım. Çünkü ekmek parası kazanmak durumundaydım. Oysa okumak öyle güzel ki. Ne olurdu bu imkanı ben de yakalasaydım. Dolayısıyla bir tiyatro eğitimi görebilseydim. Bir konservatuarda eğitim görebilseydim ne olurdu.

Tezkere sevinci Yıllar geçti aradan. Hâlâ o sevincimi unutamam. Şimdi askerlik yapmak ne ki? Askerlik eskidendi. Biz tam 36 ay askerlik yaptık. Tam üç sene. Askerden terhis olduğum zaman ne sevinmiştim. Deniz askeriydim, bahriyeydim. Bizim zamanımızda askerlik 36 aydı. O zaman çok sevindiğimi hatırlıyorum.

Ekmeği ben bilirim 2. Dünya Savaşını yaşamış bir insanım ben. Bizim umutlarımız oldu belki ama idealimiz olmadı. Bir ekmek almaya dahi muhtaç olduk o zamanlar. O günleri çok iyi bildiğim için, şimdi evde bir ekmeğin kırıntısını dahi yere düşse kıyameti kopartıyorum. Belki çocuğum benim niçin bir lokma ekmeğe böyle hassas davrandığımı anlamıyor. Çünkü bilmiyor ekmeğin o dönemde ne değerli olduğunu. O zamanda insanın karnını doyurması büyük bir mutluluk vesilesiydi. Ben bu yaşıma geldim, halen karın doyurmak, oturacak bir yerimin olması, bir işimin olması gibi hayatın asgari şartlarından başka şeyleri hiç umursamam. Ne olacak yani? Padişah olsan ne olacak?

Ciddiyim ama... Aslında fena bir tiyatro oyuncusu değilim. Eh idare ederim. Ama televizyon ve sinema çok ayrı birşey. Benim işim değil o, ama herkes komiklik istiyor. Biz de işin içinde olunca haliyle sulanıyoruz. Ben kendimi hep eksik buluyorum. Bir oyuncunun temel özellikleri olmalı. Sesi olmalı, kulağı notayı tanıyabilmeli, bedeni biraz kıvrak olmalı, birtakım sporları yapabilmeli, diksiyonu olmalı falan.Yani kültürlü bir insan olmalı. Sadece mesleki kabiliyet yetmiyor. Mektepli olmadığımız için bunlar bizde eksik. Yerimi koruyabilmek için elimize ne geçerse okuduk yaptık ama, bu biraz da "Bir kaşık bal için bir çuval keçiboynuzu çiğnemek" gibi birşey oldu. Haliyle çok yıprandık. Halen kendimi tamamlamaya çalışıyorum. Ama şimdiki sanatçılar biraz rahat. Parayı cebe koydu mu gerisini düşünmüyor.

Dürüstlük içime işlemiş Belki inanmazsınız ama ben dürüst sayılabilecek bir insanım. Çıkarım için herhangi bir insanı, hatta bu insan sevmediğim biri de olabilir, zarar görmesini katiyyen kabul etmem. Beni tanıyanlar bunu bilir. Ha bu davranış artık günümüzde prim yapmıyor, "Dürüstlük" dediğimiz kavramın prim yapması lazım ki ona sarılasınız. Ama günümüzde dürüst olmak prim yapmıyor. Ben de biliyorum ki artık insanlar hep iki yüzlü olarak çarklarını çeviriyorlar. Ama içime işlemiş, kendimi değiştirip de iki yüzlü riyakar, yalancı olamıyorum. İstesem de yalan söyleyemiyorum. Bunu kendimi övmek amacıyla değil, bir durumun tesbiti için söylüyorum inanın.

Sarıoğlu''ndan bir hatıra

Şükretmek mutluluktur Sizce çok önemli olan bir şey başkasını

hiç enterese etmeyebilir. Şimdi halen yaşıyor, bir arkadaşımın hanımı ve gene bir arkadaşımın da ablası olan bir hanımdan söz edeceğim.Çocukluğumuzda eğitim tam gündü. Evden giderken öğle yemeğine geri eve gelme diye bir olay yoktu. Hoş gelsek de evde ne bulacağız? Çantamıza "azık" olarak bir dilim mısır ekmeği alıp içine de biraz tereyağı, yahut bizim oralarda "minci" adını verdiğimiz çökelek gibi katık koyabildiysek bizden mutlu çocuk yoktu. Bazı iyi halli çocukların ise babası fırına tembih eder, o çocuğa çeyrek ekmekle arasına biraz tahin helva koymasını söylerdi. Onlara imrenerek bakardık. Hatta bu öğrencilerin kimi bizim yanımızda yemekten utanır, kimi de "İşte ben böyle bir çocuğum" diyerek aksine gurur duyarcasına böbürlenerek yerdi. O buğday ekmeği çok harikaydı, yanına katık bile istemezdi. Hasrettik o ekmeğe. Sıkıntıyı çekmeyen şimdikilere belki saçma gelir ama müthiş bir şeydi buğday ekmeği.Okuldaki bir kız arkadaşım birgün, ona imrenerek baktığımı mı gördü nasıl olduysa, o ekmeğinin yarısını bana verdi. Öyle bir şey mümkün değil. Vermez kimse ekmeğini. İşte o bir dilim ekmeğin tadını hiç unutamıyorum. Demek ki varlık tek başına mutluluk değil. Hale şükretmek mutluluk.

ÖNE ÇIKANLAR