Dün Dr. İbrahim Olgay''ın hatırasına yer vermiştik. 1957''de Siirt''in Pervari ilçesinde hükümet tabipliği yaparken yaşadığı Ermenilerle ilgili bir olayı anlatmıştı. Ama tarihi akış içersinde 1957 daha dün gibidir. Bu olayların tarihi akışına geriye doğru bakacak olursak, Osmanlı İmparatorluğunu yıkmak ve paylaşmak üzere Ruslarla anlaşan İngilizler bu koca devleti parçalamak için Osmanlı''nın yumuşak beş karnını buluyorlar. Bunlardan biri de Ermeni meselesi...
Sayın Bedrettin Dalan''ın, yakın tarihimizin siyasal olaylarını kronolojik olarak kuşbakışı özetlediği, bizim de editörlüğünü yaptığımız, "Türkiye''ye Uzanan Eller" isimli kitabından bu konuyla ilgili bir bölüm sunuyoruz: "Başka bir unsur olarak da "Ermeni meselesi"ni ortaya çıkartıyorlar. Yine bu plan ve program içerisinde. Bunlar komple teorisi falan değil. İşte her üç dört senede bir sözde Ermeni tasarısı gelirdi gündeme. Ama her defasında sağduyulu Batılı diplomatlar tarafından bu tasarı kabul edilmezdi. (Ama bu kez edildi.) Tarihte de Ermeniler el altından organize edilmiş. Yine İngiliz ve Rus''un müştereken parmağı var bu işte. Taşnak ve Hınçak partileri kuruluyor. O zamana kadar Ermeniler bizimle inanılmaz bir kültür bütünlüğü içinde. Din farkının dışında kültürel olarak adeta birleşmiş, kaynaşmış. Evlilikler olmuş, kız alıp vermeler falan. Ermeniler "Kavm-i sadıka" yani bize sadık dost kavim, sadık millet... Kerem ile Aslı''nın hikayesinde yine Ermeni ile Türk''ün aşkı yatmakta. Kültürel olarak tamamen birleşmiş. Bugün Amerika''da yaşayan Türkiye''yi hiç görmemiş Ermeni bile, hâlâ Türk yemekleri yapar ve de Türkçe konuşur. Bu konuda bir anımı anlatmak istiyorum: "1975 yılında İspanya''ya gitmiştim. Orada bir gösteriye gitmiştik. Gösteri ara verdiğinde bir kadının geri dönüp bize baktığını fark ettik. Konuşmalarımızdan bizim Türk olduğumuzu anlamış olacak ki geri dönüp bize bakmıştı. Bakmakla da kalmayıp dedi ki: -Siz Türksüz? -Türk''üz. "Ah gardaşlarııım!" diyerek boynumuza sarılıp öyle bir ağlaması vardı ki o hasret anını hiçbir kelimeyle anlatamam. "Ana dilimi unutmuşum" diye ah çekiyordu. Meğer dedesi ninesi oralara Yozgat''tan gitmiş. Orada, Marsilya''da doğmuş. Öz be öz Anadolu Türkü gibi konuşuyor. O zamana kadar Türklerle beraber kardeş gibi yaşamış, hakikaten bir kültürel entegrasyona gitmiş olan milleti, vay efendim bir kışkırtmışlar. Birbirine sokmuşlar. Öyle ki, bu birbirine girmenin neticesinde Osmanlı, mecburen bir kısmını o muhataralı, problemli yerden güneye doğru hareket ettirmiş. Tehcir hareketi olmuş. Bir yerden bir yere hicret hareketi. Yani göç. Hatta, bu intikal hareketi iyi yapılmadı diye, yani göç esnasında Ermeniler iyi korunmadı diye Boğazlıyan kaymakamı da idam edilmiş. Onun için Türkiye''de, yani dünyada bir Ermeni jenositinden bahseden insanlar tarih bilmiyor. Ya da kasıtlı olarak öyle bir şeyden bahsediyorlar. Jenosit denilen bir olay, Hitler''in yaptığı gibi, bir devletin planlı programlı olarak bir ırkı yok etme gayretidir. Bir bakıma soykırımdır. Bizde hiçbir zaman Ermenilere karşı böyle bir şey olmamıştır. Halktan halka böyle bir şey olmuş mu? Evet olmuş. Peki başlatan kim? Maalesef o dönemdeki Ermeni insanlarımız. Ama onun da arkasında yine kışkırtma hareketi var. Yine Ruslarla İngilizler var. Bu tarihî bir gerçektir. Ondan sonra kalkıyorlar; "Vay sen Ermeni jenositini kabul et!" "-Niye edeyim kardeşim? Hem eğer böyle bir jenosit varsa, baş sorumlusu da kışkırtıcı olarak sensin. Sen de onu kabul et!" Ki yok böyle bir şey. Onu size söyleyeyim. Onun içindir ki Osmanlı''da tam otuzbeş tane ermeni kökenli nazır vardı. Osmanlı''da Ermeniler, "kavm-i sâdıka", yani sadık millet ismini almış. Ama petrole ulaşabilmek için, onları da kışkırtmayı başarmış İngilizler. Yani bu kadar sadık bir millete bile, bu planı uygulamışlar. Ravel''den sonra uygulanan plan gereği isyan ettirmişler, kışkırtmışlar. Böylece nice faciaların yaşanmasına sebep olmuşlar. Üçüncü unsurdur ki bunların belgeleri de var yani."

