Kaydet
a- | +A

Kastamonu''dan "Kararan dünya" rumuzuyla yazan gencin hatırasını yayınlamaya kaldığımız yerden devam ediyoruz... Üniversiteyi kazanıp İstanbul''a gelen genç, halasının beş yaş küçük kızına derslerinde yardımcı olurken gönlünü de kaptırır. Ona olan sevgisini açıklamak istese de, bir türlü cesaret edemez. Nihayet dayanamayıp, tatilde İstanbul''a gelir ve onunla buluşurlar. Ona sevdiğini söyler ve hediyesini takdim eder. Acaba sevgisine karşılık bulacak mıdır? "Yanılmamışım. Hediyemi aldıktan sonra bana aynen şunları söyledi: -Senin bana ilgi duyduğunu, beni sevdiğini biliyordum, ama açılamaz sanıyordum. Aşkıma karşılık bulmuştum. O gün akşamın 18:00''ine kadar rüyalar alemindeydim sanki. Sohbetimiz hep evlilik ve geleceğe yönelikti. O günden sonra her gün telefonda konuşuyorduk. Ben aramazsam o beni arıyordu. Ama onun durumunu bildiğim için telefonunu kapattırıyor, hep ben arıyordum. En son 6 Mayıs 2000''de bir kere daha gittim yanına. Ona en güzel hediyeleri alıyor, cep telefonumla yetinmiyor, evden arıyor, kontörlü telefonlardan arıyordum. Sevgime karşılık bulmuştum ya, paranın ne önemi vardı? Sonunda aramızda kararlaştırmıştık: Ona dünür yollayacaktım. Yüzüklerimizi takıp 1 yıl sözlü kalacaktık. "Merak etme" diyordu bana "Annem de babam da seni seviyorlar, olacak bu iş. Sen yeter ki dünür yolla." Olayı aileme açtığımda hemen kabul gördü. Memlekette öğretmenlik yapan ağabeyim de bu işe onay verince yolladım dünürü. Gelen cevap olumluydu. Fakat kızın babası "Ben bir aylığına memlekete tatile geliyorum. Durumu değerlendirelim biraderlerle" demişti.

İşte o zaman içime bir kurt düştü. Çünkü kızın büyük yengesi beni hiç sevmezdi. Hakkımda iyi düşünmüyordu. Fitne, fesat, koğuculuk, iftira, haset, dedikodu... Kötülük nâmına ne ararsanız vardı bu kadında. Tabii ki doğal olarak bu yengesine uğruyorlardı önce. Onda misafir kalacaklardı. Bu bir ay zarfında içimi kuşkular, korkular kemiriyor, karabasanlar görüyordum. Korktuğum yavaş yavaş başıma gelmeye başladı.

Daha önce her fırsatta beni arayan kız, artık hiç aramıyordu. İstanbul''a geldi yine aramıyordu. Gururumu ayaklar altına alıp ben aradım bu sefer. Telefondaki ses bozuk, soğuk ve donuktu. Her kelimesiyle içimi titreten kız gitmiş, her sözüyle beni yaralayan, ta canevimden vuran gaddar biri gelmişti yerine. "Bu iş olmayacak. Beynimde bir sürü kuşku var" diyordu. Tekrar konuşmak için ne kadar yalvardımsa nafileydi. Babasının da tavrı değişmişti tabii ki. Yengesi ve amcası ne yapıp etmiş, muratlarına ermişlerdi. En son 24 Eylül 2000 Pazar akşamı aradım kendisini. Okula yeni varmıştı. "Artık herşey bitti. Sana mutluluklar beyefendi. Hediyelerini de göndereceğim" diyen ses dünyamı karartmıştı. Yengesi ve amcasının çamur ve iftiralarıyla ki burada anlatmaya dilim varmıyor, beni terketti. İnanın, bırakmak üzere olduğum sigarayı iki pakete çıkarmış durumdayım. Türk Sanat Müziği dinleyen biriyken şimdi arabesk dinliyorum.

Okulum da açılıyor, derslerime nasıl motive olacağımı bilemiyorum. Özel bir dershanede staja başladım, ama derslere kendimi veremez haldeyim. Artık hayattan hiçbir beklentim de yok. Ben onunla beraber olduğumuz, konuştuğumuz, pastanelere, çay bahçelerine gittiğimiz zamanlarda elinden dahi tutmadım. Ona o kadar saygı duyuyordum çünkü. Onunla gönül eğlemek değildi amacım.

Hayatımda ilk kez bu kıza şiir yazdım. Başkasına da yazmayacağım. Yedi ay boyunca, her ay cebime gelen telefon faturası, asgari 45 milyondu. Evime gelen ise 25 milyon. Daha dışardan ettiklerim de cabası.

Ondan başkasına bakmadım. En güzel ve en masum aşk sözlerini ona söyledim. O ise bunların hepsini bir anda silip attı. Yengesine kandı. Ne diyeyim başka. İnanın ona beddua edemiyorum.

"Allah seni iki dünyada da bahtiyar etsin. Seni, senin değerini bilen biriyle karşılaştırsın" diyorum.

ÖNE ÇIKANLAR