“Mustafa Ağa’dan izin almalıyız deyince Hasan çekinerek Mustafa Ağa’nın yanına vardı...”
Yetim Hasan’ın hatırasını anlatmaya devam ediyoruz... Dağ başında bir çoban ateş yakmıştı. Hasan sessizce ateşin olduğu yöne gitti çobanın yanına oturdu. Bu çoban, tıpkı Hasan’ın babası Ali gibi, Mustafa Ağa’nın çobanlarından biriydi.
Gözleri yaşlı bu çocuğa baktı:
-Ne derdin var, evlat?
Hasan hıçkırarak anlattı. Anlattıkça kalbindeki yük hafifledi. Çoban sabaha kadar dinledi, Hasan biraz kendine gelmişti. Ona gülümsedi:
-Kalbi güzel çocuk, gel benimle. Koyunlarım çok ama gönlüm yalnız. Belki birbirimize yoldaş oluruz, ne dersin?
Hasan o günden sonra çobanla yaşamaya başladı. Zaten ne arayan vardı arkasından ne soran... O da bu yalancı dünyada Mustafa Ağa’nın koyunlarını gütmeye ve öylece hayatta kalmaya çalışacaktı. Ama çok geçmedi onun çalışkanlığı dillere destan oldu... Hele de koyunlar çaldığı kavalını ve onun sesini tanır, köyün insanları onun dürüstlüğünü öve öve bitiremezdi.
Bir gün köyden geçen Cemal Ağa, Keloğlana benzer ışık yüzlü bu çocuğu gördü:
-Oğlum, dedi, senin elin iş tutuyor ama gözlerinde okumak isteği var.
-İsterim Ağa’m ama kimin parası var ki beni göndersin?
-Benim var, dedi Cemal Ağa. Yeter ki sen iste.
O günden sonra her akşam yıldızlar altında okuma yazma öğrendiler. Hasan harfleri sevdayla ezberledi. Kalem eline geçtiğinde dünyası değişti.
Bir süre sonra Cemal Ağa dedi ki:
-Seni ilçeye göndereceğim orada okuyacaksın. Ama önce seninle ilgilenen çiftlik sahibi Mustafa Ağa’dan izin almalıyız. Hasan çekine çekine Mustafa Ağa’nın yanına çıktı:
-Ağa’m, okumak istiyorum, dedi.
Mustafa Ağa şaşırdı:
-Sen okuma yazma bilir misin?
-Bilirim. Cemal Ağa öğretti.
Mustafa Ağa masasındaki kitabı uzattı:
-O hâlde oku bakalım.
Hasan titreyen elleriyle kitabı açtı, tane tane okumaya başladı. Kelimeler yüreğinden dökülürken Mustafa Ağa’nın gözleri doldu.
Sabah olduğunda Hasan’a yeni elbiseler giydirildi. Yanına para verildi ve dua edildi:
-Yolun açık olsun evlat... DEVAMI YARIN

