Kaydet
a- | +A

“Fatma ilkin Ali’nin oğlu Hasan’a öz anası gibi davrandı; kucağına alır saçlarını okşardı.”

Rüzgâr, Mustafa Ağa’nın geniş çiftliğinde her sabah buğday başaklarını okşar, serinliğini harman yerinde çalışanların yüzüne taşırdı. O sabah da öyleydi. Güneş yeni doğmuş, toprak uyanmış, insanın içini ısıtan bir bereket kokusu her yere sinmişti.

Ali, sabah ezanından beri işinin başındaydı. Terli alnını koluyla silip uzaklara bakarken, evinin önünde oynayan küçük Hasan’ı görür; yorgunluğu bir anda geçerdi. Hasan, Ali’nin dünyadaki tek neşesiydi.

Ali’nin hanımı ince ruhlu, merhametli bir kadındı. Fakat kader bazen en güzel hayatların ortasına ansızın bir sessizlik bırakır.

Kadıncağız bir hastalık sonucu beklenmedik bir şekilde vefat etti. Arkasında gözü yaşlı bir koca, öksüz bir çocuk bıraktı.

Ali, gün geçtikçe yalnızlığın ağırlığı altında ezildi. Ne tarlanın bereketi kaldı gözünde ne sabahların sevinci… Çiftlikteki dostları: “Ağa, çocuk küçük; sana bir yoldaş gerek” dediler.

Bu telkinler sonucu Ali, komşu köydeki çobanın kızı Fatma’yla evlendi. Fatma da duldu. Başlarda Ali’nin oğlu Hasan’a üvey ana gibi değil öz ana gibi davrandı; kucağına alır saçlarını okşar “Sen benim de evladımsın” derdi.

Ama insan kalbi bazen değişir; içindeki sevgi yerini kıskanç bir gölgeye bırakır.

Fatma hamile kaldığında o gölge büyüdü büyüdü. Hasan’a olan ilgisi azaldı, sesi sertleşti, yüzü soğudu.

Bir sabah küçük Hasan sofraya oturduğunda Fatma, önündeki ekmeği bile aldı:

- Bu Mehmet’in payı, dedi.

O günden sonra Hasan sofraya hep en sonra oturdu; çoğu kez aç bile kalktı. Açlık bir yana, sevgisizlik daha beterdi. Hasan geceleri uyurken başını yastığa koyamaz, sessizce ağlamaktan gömleğinin kolu ıslanır, çekiştirdiği saçlarının dipleri sızlardı...

Henüz dokuz yaşına geldiğinde başında tek tük saç kalmıştı. Köylü çocukları ona “Kel” diye takılmaya başladı. Onun ise sahip çıkacak kimsesi yoktu söyleyenlere cevap vermeden sessizce uzaklaşırdı.

Bir gece dayanamadı. Ay ışığı tarlaların üzerinden gümüş gibi süzülürken, Hasan köyden çıktı. Yüreği korkudan değil, yalnızlıktan titriyordu. DEVAMI YARIN

Ünal Bolat'ın önceki yazıları...