Züleyha, evin yolunu tuttuğunda sevincinden uçuyordu. Lapa lapa yağan kar, artık eskisi gibi soğuk değildi...
Aktar amca:
-"Karaturp Tohumu Aktarı" karışım yaptıysa bil ki o şifadır evlat! Hadi kızım mübarek olsun huzur ve saadetiniz.
- Ver elini öpeyim amca!
- Estağfirullah! Unutma ki kızım; bu dünya hayatı çok kısa. Sen önce kendini, sonra da başkalarını yaşatmayı hedefle! İnsanoğlunun; ruhların yaratılmasıyla başlayan hayat serüvenimiz ana rahmi, dünya, kabir âlemi, kıyamet, mahşer safhalarıyla devam etmekte, Cennet veya Cehennem’le son bulmaktadır. Bu sona erme yok oluş değil son istasyona varmak demektir. Siz, biz yani bütün insanlar ne alıp ne sattığımızı iyi hesap etmeliyiz. Hakiki tüccar işte bu alışverişte belli olur.
- Ufkum açıldı amca! Sanki kördüm! Sanki sağırdım! Ne kadar teşekkür etsem azdır. Sizi hiç ama hiç unutmayacağım güzel kalpli amcam…
Züleyha, evin yolunu tuttuğunda sevincinden uçuyordu. Lapa lapa yağan kar, artık eskisi gibi soğuk değildi; bu sefer içini ısıtıyordu. Koşmasından mı, yoksa sevincinden mi ne terlemişti bile.
Şehir baştanbaşa beyaz bir örtüyle örtünmüş gibi ak-pak ve tertemizdi bugün. “Sevincin ardında ölümü hatırlar, dertlenirim. Evi-barkı olmayanlara Rabbim yardım etsin…” duâsı dökülüyordu dudaklarından. Lakin huzur ve saadetini örtecek kötü düşüncelere geçit yoktu, artık onlar yeniden saramayacaktı kalbini.
Hastalığın kendinde olduğunu, tedavi olup iyileştiğini görmenin huzuruyla koştu sıcak hane-i saadetlerine doğru. Gören kardan, kıştan kaçıyor sanıyordu, o ise kaybettiğini bulmanın sevincini yaşıyordu sadece. “Elhamdülillah, hamdolsun demek ağır basıyor yürekçiğime” diyor, yürüyordu. Aklına bir şey geldi; “Bu saadetimizi taçlandırayım bari” deyip yakındaki bir mağazaya girdi. Çok beğendiği ve kayınvalidesine yakıştırdığı bir yün şalı aldı sardırdı. Üzerine de “CANIM ANNECİĞİME... BÜTÜN KALBİMLE...” yazılı bir not düştü.
Hediye paketi elinde dışarı çıktığında daha önce etrafında görmediği kuşları gördü. “Ne kadar da çoklar” dedi. Yağan karın ak bir kelebek gibi olduğunu fark etti. Gökten hafif tülden kanatları varmışçasına yeryüzüne doğru uçarken kimsecikleri rahatsız etmeme telaşı varmış gibiydi kar tanelerinde. Rabbimizin ihsan ettiği nice güzellikleri görüyordu şimdi. Kalp gözü açılması yoksa bu muydu? Daha düne kadar bu güzelliklerin niçin farkında olmadığına hayıflandı. İnsanlara; kavga değil iyilik etme ve kulluk yakışıyordu; geç de olsa anladı ya… Kuşları, hiç böyle canlı görmemişti. “Bak ne rızık derdi var, ne geçim ne de başka bir şeyleri” dedi gülümsedi. Hatta bazısı, gergin tellerde ve dallarda önüne düşecek gibiydiler. Kış ve kuş, sanki ebediyyen kardeştiler… Onlar kardeştiler de gelin-kaynana; ana-kız değil miydi? Mesele bunu görebilmekteydi…
Zehir zemberek kusma!
Sakın yarama basma!
Ana, yüzün gülsün az!
Herkese surat asma!
***
Yumak yumak pamuklar düşüyordu hâlâ yerlere. Hiç kirlenmeden bembeyazdılar yine de. Birazcık olsun bile sert değillerdi, hepten yumuşacık. Soğuktular ama bir o kadar nurdan, ışıl ışıl parlıyorlardı. Günün şavkında, bütün beyazlığıyla ak gülücükler dağıtıyorlar. DEVAMI YARIN

