İzmir''den Hatice Güleryüz, yaşadığı olayların o kadar etkisinde kalmış ki, mektubuna başlarken, "Bu yazacaklarım tamamen gerçek. Yani hepsini şu an yaşıyoruz." demek ihtiyacı duymuş. Gerçekten yaşayan bilir demişler. Okurumuza kolaylıklar dileyerek hatırasına geçiyoruz. "Ablamın kızı bir genci sevdi. Bütün ailemiz karşı çıkmasına rağmen eniştem zorla evlendirdi. Karşı çıkmamızın nedeni, damadımız fakir, kimsesiz, öksüz ve yetimdi. Adı Ayhan''dı. Küçükken Van''dan ayrılıp, İzmir''e ablasının yanına gelmişti. Doğru dürüst bir işi de yoktu. Eh işte, bir patronun yanında, sigortasız olarak eski bir kamyonetle İzmir''in semtelerinde sokak aralarında, kimi zaman da yakın şehirlere giderek seyyar satıcılık yapıyordu. Günlük yevmiye ile çalışıyor, mevsime göre domates patates soğan gibi şeyler satıyordu. İşte böyle bir alış veriş esnasında mahallede yeğenimle tanışıyor. Daha askerliğini bile yapmamış. Ama gönül bu, "askerlik bitince" demiyor ki... Neyse araya büyükler giriyor söz ve nişan yapılıyor. Bu arada askerliği de çıkıyor.
Askere gitti, önce dağıtımı Tokat''tı, sonra parası olmadığı için gönüllü olarak Doğu''ya gitti. Askerliğini tamamladı. Maaş da aldı. Ayrıca eniştem ve ablam da asker harçlığı gönderdiler. Derken askerlik bitti.
Şimdi sıra gelmişti düğüne. İyi de bu yetimin düğününü kim yapacaktı? Allah evlenenle ev alana yardım edermiş derler. Annem ve Almanya''daki ablamlar el birliği içinde, onları telli duvaklı evlendirdiler.
Allah onlara bu evlilikten nur topu gibi evlat verdi. Aydın ismindeki bu çocuk üç yaşına kadar gayet sağlıklıydı. El bebek gül bebek büyüyordu. Ta ki geçen yaz, Temmuz''un 31''ine kadar.
Önce halsizlik, kilo kaybı gibi sebeplerle rahatsızlanan yeğenimizi çocuk hastanesine yatırdık. Fakat kan, idrar, karın ağrısı derken çocuk eriyip bitti. Ne bileyim önce siroz sandık. Meğer kansermiş yavrucak. Bu acı haberi ilk önce ablam, eniştem ve biz öğrendik. Babasına ise doktor söyledi. Yiğenime ise söyleyemedik. Anne yüreği bu acıya dayanır mıydı?
Tam 3 ay boyunca oğlunun hastalığını sakladık. "Rahatsızlığı neymiş?" diye sordukça, basit şeyler söylüyorduk. Bu acıları yaşamak o kadar zor ki, inanın şu an yazarken dahi ellerim titriyor. Göz yaşları içinde yazıyorum. Bu acımı sizinle paylaşmak istedim. Her gün gazetem geldiğinde Hayatım Roman köşesini okuyorum. Kadın ve Ev köşesini, Pazar günü Deva market köşesini de kesip saklıyorum. Gazetemi çok seviyorum. Çok alıştım. Bütün emeği geçenlere teşekkür ediyor, böyle güzel gazete armağan ettikleri için şükranlarımı sunuyorum.
Moralim çok bozuk. Hep dua ediyorum. Buradan bütün anne ve babalara sesleniyorum. Lütfen çocuklarını hiç olmazsa 3 ayda bir doktora götürsünler. Onlara gereken sevgiyi ilgiyi versinler.
Ayrıca unuttum. Ablamın ilk oğlunun ismi Aydın''dı. Yeğenim hamile kalınca, 15 tane erkek çocuk ismi yazdılar. Kendi aralarında kur''a gibi çektiler. Kur''ada "Aydın" çıktı. O ismi koydular. Ablamın ilk oğlu da 8 aylıkken havale geçirip ölmüştü.
Bu iki olay ablamı çok üzüyor. "Keşke, diyor Aydın ismini koymasaydık." Takdiri ilahi, her şeyin Allah''tan geldiğine inanıyorum. Ama yine de "Acaba?" diyorum.
Sizin anlayacağınız çok zor durumdayız. Bazen ablam ve eniştem, yeğenim ve kocası, bizim ev, annem ve kız kardeşlerim; toplam beş aile her an tetikteyiz. Bir telefon çalsa, "Eyvah, bir şey mi oldu?" diye benzimiz sararıyor. Zavallı çocukcağız, hepimizin yüzüne öyle masum bakıyor ki, sanki " Beni kurtarın ne olur?" der gibi. "Ölmek istemiyorum" der gibi bakıyor.
Ah kim ister ölmeni canım yavrum. Ama elimizden bir şey gelmiyor ki... Çaresizliğin pençesindeyiz. Herkese sağlık ve mutluluklar diliyoruz. Allah kimseye böyle acı çektirmesin." Biz de, hastamıza acil şifalar diliyoruz. Ancak bu arada, hatırlatmaktan da kendimizi alamıyoruz. İnsan çocuk da olsa, büyük de olsa nihayetinde canlı bir organizmadır. Tıbbi olarak elbette rahatsız olunabilir. Rahatsızlığın çaresi bulunur veya bulunamaz o da hayatın bir gerçeğidir. Ama bu yaşananların hiçbirinin insana verilen isim ile hiç ama hiç alakası yoktur.

