İstanbul''dan Menşure Özay''ın hatırası, geçen yıl yaşanan ve henüz hafızalardan silinmeyen bir olayla ilgili. Hani bir genç, sevdiği kız uğruna sınıf basmış ve hem kızı hem de dersin öğretmenini kurşun yağmuruna tutmuştu... İşte görev şehidi Hüseyin Ağırman''ın anısına ablasının kaleme aldığı hatıraya yer veriyoruz. "Tarih 13 Mart 1999... Günlerden Perşembe... Katilin silahından kurşunlar yağmadan bir gece önce... Yani Çarşamba akşamı... Telefon çaldı. Koşar adımlarla açtım. Karşı taraftaki ses canım kardeşim Hüseyin''e ait...
Hal hatır sorduktan sonra sonra demişti ki: -Abla yarın bize gel. Annemler de tatilden döndü. Hepimiz bir arada oluruz. Öbür ablamlar da gelecek. Sizi yemeğe götüreceğim... Bu mutluluk biraz da öğretmenliğe başlamış olmasından kaynaklanıyordu. Belki hep birlikte iken onun sevincini bizimle paylaşacaktı. Çünkü öğretmenliğe başlayalı üç ay olmuştu. Öğretmenliği çok ama çok seviyordu. Bu sevincini bizimle paylaşmak istiyordu. Hiç tereddütsüz kabul ettim. -Peki canım kardeşim. Yarın erkenden kalkıp gelirim. Çok da iyi olur. Telefonu kapattım. Ertesi sabah, yani olayın olduğu sabah, saat 07.00''de evden çıktım. Ben Sultanbeyli''de oturuyorum. Annemler ise Kadıköy''de... Hüseyin''im de Kartal Endüstri Meslek Lisesi''nde din dersi öğretmenliği yapıyor... Allahım o gün bana yollar bitmek bilmedi... İçimde tarifi mümkün olmayan bir sıkıntı var... Sanki dünyanın bütün dert ve elemi toplanmış da benim başıma üşüşmüş. Şöyle dokunsalar hüngür hüngür ağlayacağım... Ama nedenini bilmiyorum. Neyse bu melankoli ile annemlere vardım. Hoş beşten sonra yengemler de geldi. Ev bayağı kalabalıktı. Çünkü annemler Çarşamba akşamı Manyas''tan gelmişlerdi. Bütün kardeşlerim oradaydı. Ben Hüseyin''in geleceği saati iple çekiyordum. Çünkü görüşmeyeli 15 gün olmuştu. O arada telefon sesiyle irkildim. Telefona ben baktım. Halamın kızı arıyordu: -Alo, Hüseyin abim geldi mi? -Yoo henüz gelmedi. Hayırdır neden arıyorsun? -Şey, kocamın onunla bir işi varmış da onun için sormuştum.
Sesi oldukça heyecanlıydı. Devam etti konuşmasına: -Ne zaman öğretmen olmuştu? -Üç ay oldu işte. -Hangi okuldaydı? -Kartal Endüstri Meslek lisesi. -Anladım. Anladım... Görüşmek üzere... Telefonu kapattım ama yüreğim şöyle bir alevlendi. Köz düşmüş gibi yandı içim. Allahım neydi bu çözemediğim sıkıntı?.. Aklıma kötü şeyler getirmemeye çalıştım ama yüreğime sözüm geçmiyor ki... Meğer o acı olay son ders çıkışı olmuş. Daha önce okuldan atılmış bir öğrenci, elinde silah, kardeşim ders verirken sınıfın kapısına tekmeyle vuruyor ve sınıfa giriyor. Herkesin şaşkın bakışları arasında, sevdiği kızı sınıftan çıkarmak istiyor. İşte bu arada öğretmen olarak o anda duruma müdahale ediyor kardeşim: "-Sen kimsin? Ne hakla sınıfa bu şekilde giriyorsun?" Vay sen misin böyle söyleyen. Zaten gözü dönmüş olan genç silahını kıza doğru tutuyor. Kız hemen can havliyle kardeşimin arkasına saklanırken çığlığı basıyor: "-Hocam beni kurtar"
Ama adres sormayan kurşun karşısında hoca ne yapsın ki? Bir anlık şokta herkes. Katil, silahını çekinmeden doğrulttuğu gibi, arka arkaya ateşliyor... Hem sevdiği kızı, hem de öğretmeni vuruyor. Canım kardeşim, öğrencisi uğruna en sevdiği meslek olan öğretmenlikte bir densizin kurşunlarıyla can veriyor. Meğer bütün televizyon kanalları alt yazıyla olayı flaş haber olarak geçmiş. Akrabalarımız hepsi duymuşlar. Okuduklarına, duyduklarına inanamadıkları için tekrar bizi aramışlar.
Daha sonra büyük kardeşimin hanımı telaşlı bir şekilde içeri girdi: - Anne Hüseyin abimin görev yaptığı okulda olay çıkmış herkes oraya gidiyor. Neye uğradığımızı şaşırdık. İçimdeki sıkıntının sebebi şimdi çıkıyordu işte... Devamı yarın

